Sen Anlat Karadeniz 25.Bölüm| Soluksuz Kalmak

Ayşe Abla koş koş geldi yeni bölüm! Özet ve bölüm resimlerine rağmen ekran karşısına ön yargısız oturdum desem ne dersiniz? “Ha bu kızda da hiç akıl, göz yok herhalde.” dediğinizi duydum valla. Hayde gelin hep beraber şöyle kısa bir bölüm yolculuğuna çıkalım:

Asiye’nin geçen haftaki bölümde tutulduğu dağ evinde Mustafa, Vedat ve Tahir üçlüsünün hesaplaşma sahnesiyle açtık 25.bölümü. Mustafa Asiye’nin bayıltıp konduğu sandığı sözde Vedat’ın tabutu yapmak için oradaydı. Ta ki planının içine aniden dahil olan Tahir’e kadar. Vedat eli silahlı iki kardeşin zaaflarına oynadı yine. Mustafa’yı Asiye ve doğmamış oğluyla; Tahir’i ise Nefes’i, Yiğit’i ve vicdanı ile sınadı aslında ayak üstünde. Karşılarındaki adam tam bir manyak, en önemli silahı da aklı. Mustafa ve Tahir’in aksine vicdanı kör, soğukkanlı, acımasız ve sadece istediğini elde etmek için var bu dünyada. Ama ya Tahir? Onun diğer ismi de merhamet değil mi? Zalime, zulüm edene bile kıyamayan o merhametli vicdana sahip Deli Tahir. İncitmeden seven, koruyup kollayan, gözünden sakınan baba gibi baba; koca gibi koca değil de ne peki? İşte bu iki adam Nefes’in kalbi için yeniden hesaplaştı bir nevi. Vedat, Tahir’in yüzüne Yiğit’in ve Nefes’in iyileşmemiş yaralarını vurdu hatta daha da ileri gidip asla iyileşmeyeceklerini söyledi. Ee tabi Tahir durur mu hiç? Durmaz tabi. Vurdukça vurdu Vedat’a, sanki ona vurduğu her darbede Nefes ve Yiğit’in ruhundaki izler tek tek siliniyordu Tahir için. Sonra ne mi oldu? Hepimizin içinde bir yerlerde uyuyan o zalim yok mu o zalim; Tahir’in ki de uyandı işte. Bir gaflet anı, üst üstte gelenler, ruh yorgunluğu, canım cananım dediği karısı ve oğlunun çektiklerine bir dur demek istedi. O an kendini kaybetti Deli Tahir ve Vedat’ı aldı koydu sandığa gömdü kara toprağın altına.

“Sık gitsin kafasına.” dedi Mustafa kaç kez; Tahir orada vicdanıyla savaş verirken. Kendi parmaklar ardına gitmemeyi kabullendi ama kardeşinin önüne de set olmadı ha sende o paslı demir parmaklıklar ardına gitme gibisinden. Ha diyeceklerim bitti mi Asiye’nin deyişi ile bu ayucuk için, hayır! Tahir abisine sen dedin dedi; “Sevmek, sevdiğine yol olmak.” “Ben de onun yolu aydınlık olsun diye çaldım kibriti yaktım kendimi.” diye devam ettirdi. Sevdiğimin canı daha fazla yanmasın, sana emanetler gibisine konuşurken Tahir; Mustafa “Ha onun canı sağ olsun ama bizim canımız yansın öyle mi?” Dedi bas bas. Artık sana diyecek kelimeler bitti bitmek üzere. Çok yazık Mustafa çok yazık! 

“Kardeşlik; canını can saymak, sırt sırta vermek değil miydi Mustafa Kaleli?”

Peki bitti mi Ayşe Abla bölüm? Nerede, daha yeni başladık. Bölümün diğer kilitleyen sahnelerinden biri de Ceylan’ın Nefes’in kızı çıkmamasıydı. Vedat yine kurduğu iğrenç oyunuyla Nefes’in, Berrak’ın yanı sıra küçücük bir bedeni Ceylan’ı da alt üst etmeyi başardı. O yaşta oradan oraya savruldu be küçük kız. Ablası bildiği Berrak’la birlikte annesi ve abisi olmalarını dilediği Nefes ve Yiğit’i de öz babasının kendini almasıyla geride bıraktı. Allah belanı verse yeridir Vedat. Çık git şu masum insanların ruhundan! Derken bir yandan da diziden ayrılan minik oyuncumuz Emine Türkyılmaz’a “hoşça kal” diyelim.

“Bir kalp daha paramparça edildi Soluk Benizli tarafından. Gözleri konuşan Ceylan yeni bir hayat adım attı.”

25.bölümde ardı arkası kesilir mi hiç güzel sahnelerin? Oğulları okulda kavga etmiş diye endişelenen Tahirle Nefes, Çivra’da ailecek dertleşen acayip güçlü takım gördük. Bunun yanında karısının ruhuna umut ışığı olup tekrardan okumasını destekleyen bir koca ve oğlu için şiddetin içinde kaldığı sekiz senenin psikolojisini yerle bir edip ele geçirmesinden korkan bir anne gördü bu gözler Ayşe Abla!

“Birbirine hep umut olan, inat olan, güç olan acayip güçlü takım.”

Tahir’in zalim bile olsa kıydığı için geçirdiği ızdırap dolu bir gün, gördüğü rüya, karakolun önünden döndüren gözünün önüne gelen hayal, Nefes’in içine düşen ama adını koyamadığı acı, Yiğit’in hissettiklerini çat diye döktüğü, sımsıcak piknik sahnesi, yeni çiftimiz Devrem ve Esma ikilisinin eli ayağına dolaşan hâlleri, içimizi titreten Osman Hoca’nın vaazı, Vedat’ın karanlığına düşen Nazar’ın çaresizliği, Murat’ın oradan oraya sürüklenmesi derken of of ciğer kalmadı be yengem!

“Vicdanının sesine kulağını kapatamaz merhametli insanlar. İşte Deli Tahir.”

Hele bir final sahnesi vardı, aman allahım! İçine düşen kor ateşin sebebinin kocasının Vedat’ı öldürmesi olduğunu anlayan Nefes mahvoldu. Bir tek kendi mi peki? “Hayır, hayır tabi.” Tahir’de hem kulak kapattığı vicdanı için hem de canparesi Nefes’in den ayrılacak olma ihtimali bitirdi bitirdi. İki sevdalı birbirinin kollarında akıttı gözyaşlarını. Döktüler kalbine dolanan cümleleri. Sonra Tahir o vicdanının yenildiği yere götürdü karısını. Her şey bitmişti ona göre. Ama bir baktılar mezar da sandık da boş. Yani Vedat yaşıyor. Tahir tekrar zalimin işini bitirmekten bahsederken, Nefes durdurdu onu. “Ben merhametli, zalime bile kıyamayan kocamı seviyorum; bırak zalim kendi bulsun belasını ama bizden bulmasın” dedi. Ecel vakti ne zaman bulur bizi bilmem ama kapımızı çaldığı gün elim elinde gözüm gözünde olsun derken; bir silah sesi “bam!” Açılmış mezara düşen iki sevdalı, sarıl bana müziği eşliğinde. Nefes vuruldu, onun kalbine işleyen kurşunla aslında Tahir’de vuruldu. Oy nenem! Yine konuştu, darmaduman etti bizi Karadeniz.

“Son nefesimizi verirken bile yan yana, can cana, kalp kalbe.”

Ne yalan söyleyeyim repliklerinden tut, çekim açısına, oyunculuklarına kadar şahane bir bölümdü. Tüm ekibin eline, yüreğine sağlık. Evet, 25.bölüm yorum yolculuğumuz bitti. Umarım aynı hislere ortağızdır yengem! Haftaya karısını ameliyathane dışında gözü yaşlı bekleyen, delirip duran, soluğu kesilen Tahir’le görüşmek üzere.

Sevgiler…🌿

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Korunan İçerik!