Selim’den Akgün’e: Çocukluk Bitti mi?

Bu bölümki Akgün sahnelerine baktıkça hem Selim açısından hem de bizim açımızdan ”Ah aşk nefrete ne yakınsın!” demek istiyorum… Çünkü deli ola ola seviyoruz bu karakteri de, diziyi de bu ikiliyi de!

Son Yaz’da, Akgün’ün, İzmir bölgesinin başına mafya olarak geçmesi ile birlikte yeni bir dönem başladı gibi görünüyor. Çoğu diziden farklı olarak, uzun sürelere rağmen kurgu ve konular öyle hızlı akıyor ki, bu dönemin de geçici olduğunu biliyoruz elbet o yüzden bu heyecanın da tadını çıkaralım diyoruz.

Bugüne kadar ne izledik geriye dönüp bir bakıyorum da, ilk önce oğlunun kendi izinde gitmesini istemeyen bir babanın, oğlunu kendini yakalatan savcıya emanet etmesi ile başladı hikayemiz. Savcının Çeşme’de, Akgün’ü kendi ailesinin ve çocuklarının arasına katarak ona ilk defa normal bir çocuk olmak için şans verme çabaları ile devam etti. Bu süreçte her ne kadar Akgün’ün düşmanlarından kaçıyor olsalar da, başlarından ne kadar polisiye mevzu geçiyor olsa da, Savcı, Akgün ile normal bir yaşamları varmış gibi sahip çıkıp kolladı onu. Normal bir çocuk olmasını istedi, Yağmur, Naz ve Kaan’ın olduğu gibi Akgün’ün de bir ailesinin, arkadaşlarının olmasını hatta onun da gündeminin okula gitmek kadar basit olmasını istedi.

Ama bu süreçte Akgün tarafı oldukça karışıktı. Bence diziyi bu kadar heyecanlı, gerçekçi ve sürükleyici yapan da burası. İkiliyi çok seviyorsunuz ama asla rahat bir nefes alamıyorsunuz izlerken.

Öncelikle, Akgün’ün içinin iyi olduğunu biliyoruz. Büyüdüğü ortamın izinde gidecekken, babası tam da bu yüzden, Akgün öyle biri değil benim izimden gitmesin, şansı olsun diyor. Savcı da kabul ediyor. Ama tabii bu kadar basit olması beklenemez. Akgün her ne kadar özünde ailesinden farklı olsa da sonuçta o ortamda yetişmiş, başka bir şey görmemiş ve bugüne kadar yaşı yettiğince mafyanın oğlu olarak isim yapmış ve bunu kullanmış. Haliyle ne onun bırakması kolay, ne de onun üzerinde planları olan mafyanın ondan vaz geçmesi…

Bu yüzden Savcı ve Akgün ne kadar yakınlaşsalar da, Akgün bir anda geçmişi silemiyor. Daha doğrusu silmesine izin vermiyorlar. İstanbul’daki hayatı bir bir Çeşme’ye taşınıyor…

Tabii Akgün, Savcı’yı tanıdıkça ona güvendi, bağlandı ama bu sevgi oluşana kadar zaman da geçti… Bir şeyler paylaştılar ama o zamana kadar Akgün de mafya da boş durmadı. Akgün, birçok hata yaptı. Önce Yunanistan’a kaçmayı denedi, sonra Akgün’ü savcının yıllar önce annesini tehdit ettiği yalanıyla savcıya karşı doldurdular. Bu kez köstebeklik yapıp, savcının operasyonlarını patlatmaya başladı.

Ama dediği gibi tüm bunlar bir yandan da normal ve olması gereken şeylerdi. Akgün’ün tüm geçmişine rağmen, bir anda Adalet Sitesi yaşamına uyum sağlaması tabii beklenemezdi. Bu sürecin yaşanması gerekiyordu. Köstebeklik ne kadar ağır olmuş olsa da nefes keserek izleten sahnelerdi ve bu bölümün etiketinde de dendiği gibi ”sebebi var”dı.

Yani 10 bölümde yaşadıklarımıza bakınca birbirini baba-oğul gibi gören bi ikili ama üzerlerine oynanan birçok oyun ve yapılan birçok hata görüyoruz. Acı çektiriyor ama bu heyecan yine de hiç bitmesin efenim. Şimdi de asıl planı savcıyı korumak olsa da bunu kimseye anlatmayıp, mafyanın başına geçen bir Akgün Taşkın Gökalp var sırada. Yine Savcı’yla her sahnelerinde hop oturup hop kalktık.

Birbirlerine rest çekerken bile birbirlerini önemsediklerinin çok belli olması bu diziyi bu kadar güzel kılıyor bana kalırsa.

Tabii bir de bu iki karakterimizin de acayip orijinal oluşlarının da etkisi var. Savcı’nın Akgün’ü dövmediği bir bölüm izlemedik herhalde. 😀 Bu kadar sinir olup da, sinir ola ola sevmesini Ali Atay‘dan başka kim bu kadar iyi yansıtırdı bilmiyorum. Bir de yaşadığı hayata doğup, mecbur olup ama ”bir ihtimal daha var mı?” bakışlarıyla içimizi ezen Akgün’ümüz var tabii. Alperen Duymaz, öyle bir oynuyor ki, herkese esip gürleyen Akgün’ün, Savcı’ya asla saygıda kusur etmeyişleri. Başını belaya sokmakta usta olsa da Yağmur’un önüne atlayıp onu kurşunlardan hiç düşünmeden kurtaracak kadar gözü kara olup, açtığı belaları temizleyişi… Aynı gözü karalık ve manyaklık Selim Savcı’mızda da olunca, ortaya çok deli bir ikili çıkıyor. Bir de iki gözleriyle oynayan oyuncu, hem komediyi hem dramı karşılıklı çok iyi yansıtıyorlar.

Bu zamana kadar, Akgün’ün, savcının yanında kedi gibi oluşlarını, hatalarının bir bir affedilmesini, ona verilen şansları izledik. Ama köstebeklik olayı öyle işin içinden çıkılmaz bir hale getirdi ki. Bir de mafyanın Savcı’nın ensesinde olması olayı, işleri kızıştırdı ve Son Yaz’da artık okulların da açılmasıyla birlikte iyice yazın bittiği, kışın geldiği bir döneme girdik sanki. Tabii olaylar öyle hızlı akıyor ki, bu da gelip geçecektir. Tek temennim kötü günleri atlattık, sırada daha kötü günler var demeyelim artık…

Akgün’ün ve Yağmur’un yakaladığı ”Bedri” ipucu büyük bir olaydı aslında, kendini arabanın önüne atması yetmedi ama Fatih’in ipliğini pazara çıkarması Akgün’ü omuzlarda taşıtabilir…

Tamam bu heyecan güzel ama savcım ve Akgün arasındaki küslük ve yanlış anlaşılmalar çok uzarsa eğer nasıl geçer o haftalar bilmiyorum. 😀

Özetle, bu bölüm birçok kez ”çocukluk bitti” vurgusu yapıldı. Son olarak da Selim, Akgün’e dedi: ”Karşımda artık bir çocuk yok. Mafya bozuntusu var.” diye… Tabii, bu lafları söylerken bile hala ”bi şans daha versem mi diye düşündüm” demeyi, hala ”Senin aklına kim giriyor” diye sorgulamayı ve defalarca ”OĞLUM” demeyi de ihmal etmedi savcımız.

Akgün’ün mafya hali de ayrı karizmatikti, hiç lafım yok bu arada, yine heyecanlı ve güzel bir bölümdü. Ama hepimiz biliyoruz ki Akgün’ün evi bölümün başında Yağmurun da dediği gibi ”Bizim yanımız”. Yani Savcımın yanı. Yani Adalet Sitesi. Hatta belki Yağmur’ların gittiği üniversite? Şuan Akgün’ün üzerine kurulan bir komplo daha var. Eğer Savcı’nın Yağmur ve Akgün’ü birlikte yakalaması ve bu komplo krizlerini atlatabilirsek; belki çocukluk tekrar geri döner Son Yaz’a ne dersiniz?

Ya da belki hiç gitmemiştir…. Çünkü gördüğünüz üzere Akgün yine bildiğimiz gibi. İçinde birçok derinliği beraberinde taşıyor. Yani o yaz, buraya gelecek!