Hepinize upuzun aradan sonra merhaba! Şimdi sizlere değişik bir içerikle geldim. Size bir öneri yapacağım ama dizi ya da film değil. Oyun önerisi. Evet, yanlış duymadınız ya da görmediniz. Oyun önerisi…  

Aranızda illa ki YouTube, Twitch ve Facebook platformlarında oyun oynayarak yayın yapan yayıncıları izleyenler vardır diye düşünüyorum. Ben de size izlediğim ve gerek hikayesinden gerekse atmosferinden çok etkilendiğim bir oyun önereceğim. Bu önereceğim oyun film gibi. Size oyun olduğunu hissettirmiyor. Zaten oyunu siz oynamadığınız, izlediğiniz yayıncı oynadığı için sinematik enerjisi seyirciye daha çok geçiyor.  

Ben en sevdiğim yayıncılar listesinde ilk numara olan Mete Özbey’den (YouTube adıyla EastergamersTv)’den izledim bu oyun serisini. Diğerleri ise Pinti panda lakabıyla bilinen Tuna Akşen, Beril Sergun, Can Sungur ve Pqueen yani Pelin Baynazoğlu… Onlardan da izleyebilirsiniz tabii. Ben her oyun videosu geldiğinde seriyi ilk Mete abi ile bitirip sonra diğerleri ile bir tur daha dönerek serileri baştan sona izliyorum. Çünkü herkesin yorumu ve tarzı farklı olduğu için birden fazla tarzın tadını almak güzel oluyor.  

Öyleyse oyunun içeriğine geçelim!  

RESİDENT EVİL VİLLAGE  

Aranızda Resident Evil evrenini bilen muhakkak vardır. Filmi de var bu serinin. Bayağı ses getiren, seri seri türeyen bir evren.  

Resident Evil aslında bizim de günümüzde 2 senedir içerisinde savrulduğumuz gibi bir salgın ve o salgından etkilenen insanları konu alıyor. Tabii biz bu salgında ya yoğun bakımlık oluyoruz ya ölüyoruz ya da yatak döşek hasta olarak atlatmayı bekliyoruz. Kurgusal dünyada böyle mi?

 Onların dünyasında yaratığa falan dönüşüyorlar. 

Keşke bizde de öyle olsaydı değil mi? En azından bir aksiyonu olurdu.  

Tabii salgın ama, öyle bir virüs değil. Bu virüs insan üretimi sonucunda ortaya çıkan bir virüs.  

Bu seri aslında Resident Evil 7 : Biohazard (Biyolojik Silah) isimli bir önceki oyunun devam hikayesi.  

Önceki seriyi izlemenizi önermeyeceğim çünkü onda biraz mide kaldırıcı ve rahatsız edici unsurlar var. Tabii yine isterseniz izleyin ama yatırım tavsiyesi değildir.  

Bir önceki seride ana karakterimiz Ethan Winters’ın eşi Mia Winters, Eveline isimli küçük bir kız çocuğu görünümünde olan biyolojik silahın tesiri altında kalmış, o yaratığın küf gücü yüzünden enfekte olmuştu. Mia aslında 3 yıldır kayıptı lakin Ethan bir gün eşinden videolu mail alıyor ve mailde eşinin belirttiği konuma gittiğinde kendisini çok ilginç şeyler karşılıyor.  

Bakers adında bir aile var, Mia’yı evlerinde esir tutan. O aile Eveline’ın küf gücünden etkilenip Mia gibi insanlıktan çıkmışlar. Ethan ise o ailedeki Zoe isimli bir kızla iş birliği yapıp, o küf hastalığını yok edecek anti virüsü oluşturmak için malzeme arıyor evin içinde. Türlü yaratıklarla savaştıktan ve ölümlerden döndükten sonra nihayet amacına ulaşıyor ve yaptığı aşıyı Mia’ya enjekte ettikten sonra son kalan yaratıkla savaşıyor. Ardından Umbrella şirketinin üyelerinden olan Chris Redfield ve ekibi, Mia ile Ethan’ı alıp evlerine götürüyor.  

Ama hikaye burada bitmiyor…  

Size izlemenizi önereceğim Village isimli serinin konusu da şu şekilde :  

Ethan ve Mia’nın o felaketten kurtulduktan 3 sene sonra Rosemary isminde bir bebekleri dünyaya geliyor. Her şey güllük gülistanlık ilerlerken, Chris Redfield birden evlerini basıyor ve Mia’yı elindeki silahla kurşuna diziyor, bebeklerini ise askerleri yardımıyla alıyor. Mia’nın ölüsünü ve Ethan ile bebekleri Rose’u askeri bir arabaya yerleştirip, hedefledikleri konuma doğru yol aldıkları esnada araba kaza geçiriyor ve Ethan gözlerini açtığında araba devrilmiş, askerler ölmüş, arabada ne Mia var ne Rose…  

Tabii Ethan’a hiçbir şey olmuyor. Zaten adam sürekli bir şekilde kendini toparlıyor. Bence hikayenin en vurucu noktası Ethan’ın bu iyileşme gücünün altında yatan sebepti.  

Hala aşamadım onu iyi mi… 

Ethan bu durumu araştırmaya kalktığı esnada yolu bir köye düşüyor ve asıl şov burada başlıyor.  

Hevesiniz kaçmasın diye hikayeyi eni konu anlatmadan, heveslendirecek şekilde üst yüzeyden yazmaya çalışacağım.  

Köyde Mother Miranda isimli, köylülerin ilah yerine koydukları birisi var. Mete Özbey Mother Miranda için köyün muhtarı demişti hala ona gülüyorum… 

Bu kadın, yıllar önce Eva isimli bebeğini İspanyol gribinden kaybetmiş, köyde içinde bulunduğu bir yerde keşfettiği Cadou isimli parazit sayesinde kızını geri getirebilecek bir küfe ulaşmış. Ama kızını geri getirmek için başka bir çocuğu feda etmek zorunda. Bunu da Megamycete (Megamaysit diye okunuyor) isimli bir gücün desteğiyle yapacak. 

Mother Miranda Ethan’ın kızı Rosemary’i bu emeli için alıkoyuyor. Adak için. Ethan kızını kurtarmak için köyde bir şeyler bulmaya çalışıyor ve yine orada yaşayan Duke isimli bir tüccardan yoluna ışık tutacak bilgiler ediniyor. Köyde Mother Miranda’nın hizmetinde çalışan 4 adet lord var. Birisi Lady Dimitrescu adıyla bilinen, parazit sayesinde mutasyon geçirerek 2 metre uzunluğunda bir vampire dönüşen dev kadın Alcina. Diğeri ise Donna Beneviento adı verilen, Angie isimli canlı kuklasıyla insanlarla iletişim kuran bir kuklacı. Diğeri Salvador Monreau diye bilinen, parazit sayesinde çirkin bir balığa dönüşen yaratık. Son lord ise gayet insan gibi görünen, üzerinde metal bulunan her şeyi korkunç bir hızla kendisine çekme gücüne sahip olan Karl Heisenberg. Ethan’ın kızını kurtarmak için kızının parçaları bulunan 4 adet kutuya erişmesi gerek ve bu kutular da bu lordların elinde.  

Ethan’ın bu 4 lord ile savaşma ve onların tapınaklarında ipucu arama sahneleri müthişti. Karakterler ve olay akışları harika dizayn edilmiş. Ben özellikle kuklacı Donna Beneviento’nun mekanında yaşadıklarına hayran kaldım.  

Oyunun grafikleri de harika. Ayrıca satıcı Duke ve Ethan’ın silah cephane dizaynı da izleyenler ve bilenlere Resident Evil 4’ü hatırlatmakta.  

Ben hikayeli oyunları çok severim. Özellikle içerisinde aile ilişkisi olan gerilim ve fantastik hikayeler beni benden alır. Hele ki oyun ciddi anlamda film gibiyse değmeyin keyfime! 

Bu oyunda midenizi kaldıracak bir şey yok. Sadece baş karakter sürekli elinden yara aldığı ve bir yerleri kopup durduğu için insanın içini biraz gıcıklatıyor. E o da bir zahmet, korku oyunu bu…  

Onun dışında korkudan yerinizden zıplayacağınız şeyler yok. Jumpscare unsurları ise yok denecek kadar az. Biraz zorlasan 2 tane anca bulursun koskoca 12 saatlik oyunda. 

Oyun sizi klişe unsurlarla korkutmuyor. Yaratık skalası oldukça geniş. Ayrıca oyun fazlasıyla sinematik. Ben sinema aşığı bir seyirci olarak oyunun sinematik enerjisine her şeyinden ayrı bayıldım.  

Eğer kurgusu güzel, sizi sürükleyecek, biraz korku biraz gerilim biraz aile sıcaklığı hissedebileceğiniz, en önemlisi de sonunda fazlasıyla şaşırıp sizde iz bırakmasını isteyeceğiniz bir oyun arayışındaysanız kaçırmayın derim.  

Benim oyun zevkime güvenebilirsiniz.

Ayrıca ben dediğim gibi Mete abiden izledim, Mete abi oyunu çok detaylı ve dikkatli oynuyor. Oyun hakkında yorumlar yapıyor, oyunda olmayan ama oyuna bağlı olan önemli unsurlardan vs bahsederek sizi daha çok izlemeye teşvik ediyor. Bir de bazı korku sahnelerinde Mete abinin korkuş şekline gülmekten size korkmak için fırsat kalmıyor. Mete abi sayesinde var olan korkunuzu bile yenersiniz, bu kadar da ciddi ve kefilim. Korkuya bakış açınız anında değişir.  

Ayrıca özellikle Resident Evil serisine olan ilgisini ve bağlılığını çok başka sevdiğim Beril Sergun de Village’i içi dolu dolu oynuyor. Hatta onun Resident Evil hakkında birçok videosu var.  

Ben tek tek, Mete abiden başlayıp, üstte bahsettiğim yayıncılardan da izledim ve hepsinin oynayışının tadı bir başkaydı. O kadar eğlendim ve dolu dolu vakit geçirdim ki anlatamam. Siz de hangisinden isterseniz ondan izleyin.  

Bu da böyle değişik bir içerik oldu. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Eğer oyunu izlerseniz beraber oyun hakkında sohbet edebiliriz, bana twitter hesabımdan yazabilirsiniz. Ben çok severim ilgi alanım hakkında ortak paydada buluştuğumuz insanlarla sohbet etmeyi.  

Öyleyse iyi seyirler dilerim. Kendinize iyi bakın.  

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz