Chloé Zhao’nun senaryosunu yazdığı, yapımcılığını üstlendiği ve yönettiği 2020 yapımı Amerikan drama filmi Nomadland, bu seneki favori Oscar adaylarından.

Frances McDormand’in başrolünde yer aldığı film, Fern adındaki bir kadının eşini kaybettikten sonra 2008 krizinin de etkisiyle ekonomik olarak da her şeyini kaybedip, evsiz kalmasını ve Kuzey Amerika’nın batısında karavanıyla göçebe bir hayat sürmesini konu alıyor.

Film, konusundan da öte çekimleri, manzaraları, sade ve Karavan yaşamına yakışır sakinlikteki atmosferi, replikleri, mesajları ile size çok daha fazlasını sunuyor diyebilirim.

Fern’ün çıktığı bu karavan yolculuğunda, modern göçebeliği seçmiş birçok yaşlı insanla tanışıyoruz. Onları bu yolculuğa iten sebepler, bizim de yaşamımızı sorgulamamıza neden oluyor. Örneğin tüm yaşamı boyunca emekliliği için çalışan ama emekliliğine 15 gün kala yaşamını yitiren bir adamın hikayesi, başka bir iş arkadaşının hayatına ışık tutmuş. Emekliliğini erken istemiş ve emekliliğim için aldığım bot garajımda öylece kalmadan kullanmak istedim diyor kendisi.

Tabii herkesin hikayesi farklı, bu yaşamı herkes isteyerek erkenden seçmiyor. Kimisi kayıplarından sonra kimisi ekonomik sıkıntılardan ötürü modern göçebeliği seçmiş. Ancak hepsinin hikayesinden, kendimize az çok bir pay çıkarmak mümkün.

Fern’ün karavan komşularından biri karavan yaşamını öyle tarif ediyor ki: gördüğü manzaralar, deneyimlediği yeni şeyler üzerine bir noktadan sonra şimdi ölsem bir şey kaybetmem, hayatta görmek istediğim her şeyi gördüm ve yaşamaya değer bir hayat yaşadım diyor.

Fern’ün sebepleri ise daha farklı, onu eşini kaybetmek ve evsizlik bu noktaya getirmiş. Geçici işlerde çalışarak, karavanda ucuz bir yaşam ile geçimini sağlıyor. Ailesi, eve dönmesini istemiş ama o zaman eşinin hatırasını kaybedeceğini korktuğu ve hiçbir şey yaşanmamış gibi başa döneceğini düşündüğü için bu teklifi kabul etmiyor.

Biraz zorunluluktan çıktığı bu macerada yeni bir yaşam tarzını ve yeni zevkleri keşfediyor. Biz de onunla birlikte yeni hislerle ve bazen de ”hayat böyle bir şey olmalı”’ dedirten manzaralarla bir yolculuğa doğru sürükleniyoruz. Tam bir his ve duygu filmi diyebilirim Nomadland için. Sakinliği ve gerçekçiliği ile beni etkisi altına aldı, götürdü resmen o diyarlara. Soundtracki ise bir başka harika yanıydı filmin. Çekimleri, çok güzel desteklemişler. Duyguya girebildiysem bunda muhteşem çekimler, oyunculuk ve müzikler bir bütün olarak etkiliydi.

Benim için bu yılki favorim olan The Father’ı geçemedi, ama onun hemen altında 2. sırada yer alıyor. Yine de 93. Oscar Ödül Töreni’nden En İyi Film kategorisinden birincilikle dönmesi muhtemel. Daha birçok kategoriden de eli boş dönmeyecektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz