Mine Nur Şen: “İnsan önce kendi yaptığı işten memnun olmalı.”

Geçtiğimiz hafta izleme fırsatı yakaladığımız Yıldız oyununun starı Mine Nur Şen ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Mine Nur Şen: “İnsan önce kendi yaptığı işten memnun olmalı.”

Sizi daha yakından tanımayı çok isteriz. Bize dışarıdan herkesin göremediği Mine Nur Şen’i biraz anlatır mısınız? Sizi çok iyi tanıyan bir arkadaşınıza sorsak Mine’yi bize nasıl anlatırdı?

Bu sıralar durmayan, duramayan biri derdi muhtemelen. Sürekli hareket hâlinde olan… Hatta arkadaşlarıma yeterince vakit ayırmıyorum diye şikâyet bile edebilirler; haklılar da. Tutkulu, bazen dengesiz, ruh hâli ani değişebilen ama bunun artık normalleştiği bir arkadaş olduğumu söylerlerdi.

Tiyatroya olan ilginiz ilk ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?

Çok küçük yaşlardan beri vardı aslında. Nasıl başladığını tam hatırlamıyorum ama oyun oynamayı inanılmaz severdim. Evde yalnız kaldığımda kendime kurduğum dünyaların ucu bucağı yoktu. Çocukluk hayal gücümü bugün hâlâ bir yerlerde taşıyorum. Temeli orada atıldı sanırım. Oyun oynamak hâlâ büyük keyif aldığım bir şey; herhangi bir kart oyunundan sahnedeki oyuna kadar hepsinin özü benim için aynı yerde buluşuyor.

Eğitiminiz sırasında sizi en çok etkileyen öğretmen ya da ders hangisiydi? O dersin ya da öğretmenin size kattığı şey nedir?

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünde ders alma fırsatı bulduğum Nükhet Sirman beni çok etkilemiştir. İşini öylesine severek yapıyordu ki, bu insana gerçekten ilham veriyor. Dizi sosyolojisi çalışıyordu ve Türkiye’deki dizilere çok hâkimdi.

Bir öğrencinin “Hocam, dizi sosyolojisi çalıştığınız için mi bu kadar dizi izliyorsunuz, yoksa çok dizi izlediğiniz için mi bunu çalışıyorsunuz?” sorusuna gülerek “Ne desem yalan olur” demesi hâlâ aklımda. Sevdiği şeyi işine dahil eden insanlar bambaşka bir ışık taşıyor. Bu yüzden çok etkilemişti beni.

Sahneye çıktığınız ilk oyun neydi? O rolü ve o oyunu hatırladığınız en güçlü an/sahneler nelerdi?

İlkokulda yıl sonunda öğretmenimiz o sene tiyatro yapacağımızı söyledi. Bir sürü kısa oyunu sınıfa bölüştürdü ama ben ve birkaç kız arkadaşım sona kalmıştık.

Sabırsızlanıyordum; sürekli “Biz ne oynayacağız?” diye soruyordum. En sonunda Hacivat-Karagöz oyunlarının olduğu bir kitap verdi. Oradan bir oyun seçtim ve karakterleri paylaştık. Tüm roller erkekti ama ben Karagöz olmak istedim.

Hem komikti hem de kadın kılığına girip bir adamla evlendiği sahnesi vardı—10 yaşındaki bir kız için oldukça katmanlı bir rol! O yüzden büyük bir heyecanla Karagöz’ü seçmiştim.

Bir role hazırlanırken izlediğiniz hazırlık süreci nasıl? Metin analizinden karaktere geçişe kadar adımlarınız nelerdir?

Önce metni, sonra yönetmeni, ardından kendi sezgilerimi dinlerim. Metin ve yönetmenin dünyasına alıştıktan sonra insan ister istemez rol ile birlikte hareket etmeye başlıyor. Dinlediğim bir şarkıyı bazen karakter dinliyor gibi hissediyorum. Onun nasıl duyduğu, nasıl gördüğü, neyi algılayıp neyi algılamadığı süreçte benimle bütünleşiyor. Metot oyunculuğu gibi değil; hâlâ seçici olan benim. Kendimi karakterin dünyasına maruz bıraktıkça, kendiliğinden ve benden beslenen bir alan açılıyor.

“Yıldız” sahneye çıktığı günden bu yana güçlü bir etki bıraktı. Siz bu oyunun ruhunu ilk okuduğunuzda neler hissettiniz? Rolünüzle aranızdaki bağı nasıl kurdunuz?

Yıldız, varoluşu gereği tamamen güdüsel bir karakter; bir kuş. Doğduğu günden beri evde yaşayan, dünyayı hiç tanımayan ve onunla ilk kez yüzleşen biri… Bu başlı başına çok büyük bir mesele. Sosyal becerilerden habersiz hâliyle güdüleriyle hayatta kalmaya çalışırken neyin işe yarayıp yaramadığını keşfediyor.

Çok ham bir tarafı var, bu da ona bir bilgelik katıyor aslında. Bizim otomatikleşmiş kabullerimizi ilk akla gelen hâliyle yaşayamadığı için çok özgünleşiyor. Bu süreç bende de çok otantik yanlarımı keşfetmemi sağladı. Anıl Can Beydilli de beni oyunculuk yaptırmak yerine oyunun dünyasını keşfetmeye yönlendirdi. Çok özgür bir alan açtı.

Provalarda birlikte bulduğumuz malzemelerden oyunu kurduk. Bu yüzden Yıldız benim için çok içsel bir yerde duruyor.

Sahneye çıktığınız bu tek kişilik formatta seyirciyle ilişki, varoluş, keşif temaları yoğun. Sizin için sahne öncesi hazırlıkta duygusal ya da fizyolojik bir ritüeliniz var mıydı?

O günkü hâlimi keşfetmeye yönelik bir hazırlık yapıyorum. Oyun başladığında neler olacağını bilmediğim bir yolculuğa çıkmış gibi hissetmek istiyorum. Bunu mümkün kılmak için de oyuna, o günkü Mine’nin gerçekliğini dışlamadan, dürüst bir yerden başlıyorum. Hikâye, karakter, seyirci ve o gün sahnede olup biten her şey yeni duygular açığa çıkarıyor. Bir de her oyundan önce mutlaka dinlediğim iki şarkım var; yerleri hiç değişmez.

Hem başrolü üstlenmek hem de dekor tasarımını yapmak büyük bir sorumluluk. Bu iki yaratıcı süreci nasıl dengelediniz?

Yıldız’da yaratıcı ekip olarak—Anıl Can Beydilli, Aslı Candaş, Deniz Dursun, Yaşam Özlem Gülseven ve ben—oyunun neredeyse her aşamasıyla birlikte ilgilendik. O yüzden kendimi sadece oyuncu ya da dekor tasarımcısı gibi hissetmiyorum. Beşimizin ortak üretimi bu oyun. Kolektif üretim hem zorlayıcı hem de çok öğreticiydi. Sürecin tüm parçalarına hâkim olmak oyunculuğuma da mutlaka yansıdı. Yıldız hepimizin emek emek işlediği bir oyun; hâlâ bizim için nefes alma alanı.

Aynı sezonda üç önemli ödülde takdir edilmek sizde nasıl bir iz bıraktı? Bu süreç sizi nasıl dönüştürdü?

Sanırım şunu öğrendim: İnsan önce kendi yaptığı işten memnun olmalı. Sen memnunsan, karşı tarafın memnun olmaması çok zor. Ben kolay memnun olan biri değilim; önce kendime sorarım: “Hakkını veriyor muyum? Gerçekliğimi koyuyor muyum? Dürüst müyüm?” Yıldız her sahnede bu soruları yeniden sordurdu bana. İzleyiciden gelen dönüşler ve ödüller, sezgilerime ve doğrularıma güvenmeye devam etme gücü verdi.

Genç bir sanatçı olarak karşılaştığınız “zor ama önemli” bir deneyim neydi? Bunu nasıl dönüştürdünüz?

Biraz şikâyetçi gibi olacak ama bunu okuyan genç birine değerse söylemek isterim: Bazen belli yaşın üstündeki eğitmenler ve meslek erbapları, destek olmak yerine köstek olabiliyor. Yıldız’ın provalarından önce “Mine saçmalama, çocuk oyunu gibi olur, metin yok ortada; bunu niye yapıyorsun, kendini harcama” gibi cümleler duydum.

Oyunun geldiği noktada ilk alkışlayanlardan oldular tabii. Ben çok inanıyordum yaptığımız işe, o yüzden kolay etkilenmedim. Ama kendimden şüphe ettiğim bir döneme denk gelseydi, belki başlamadan bitecekti. Genç bir sanatçı olarak öğrendiğim en önemli şey: Bazen kulaklarını tıkamak ve kalabalık seslerin arasında kendi sesini duymaya çalışmak.

İzleyicilerle buluşma anında hafızanızda kalan özel bir tepki oldu mu?

Belirgin bir “ilk” yüz hatırlamıyorum ama bazı oyunlarda seyircilerden “ayy!”, “ne!”, “aaa!” gibi tepkiler duyuyorum. O anlarda gerçekten birlikte yaşıyormuşuz gibi hissediyorum; çok iyi geliyor.

Sizi en çok etkileyen kişi ya da eser hangisiydi?

Doğup büyüdüğüm Karadeniz çok ilham verir. Doğasının insan üzerindeki etkisini gözlemlemek bana insan olana dair çok şey öğretiyor. Bir de Ayfer Tunç’un Aziz Bey Hadisesi kitabındaki pek çok öykü beni derinden etkilemiştir.

Sahne sanatlarının Türkiye’deki durumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sektörün gelişmesi için ne yapılmalı?

Kendi üretimini yapan çok genç ekip var ve bunu çok kıymetli buluyorum. Yeni metinlerle karşılaşmak beni heyecanlandırıyor. Kendine ve ürettiğin işe dürüst olmak bence daha özgün işlerin önünü açacaktır. Bir arada olmak, kolektif dayanışma da çok değerli.

İlham aldığınız isimler kimler?

Simone Biles, Jennifer Lawrence ve Mads Mikkelsen. Üçünün ortak noktası bence kendi varoluşlarını cesaretle yaşamaları. Bir de Galatasaray tabii, ondan her zaman ilham alacak bir şey bulurum.

Bugünlerde neler izliyor neler okuyorsunuz? Önerileriniz neler olur?

Geçtiğimiz günlerde K-PAX filmini izledim; eski bir film ama beni çok etkiledi.

Ahtapottan Öğrendiklerim belgeselini sık sık yeniden izlerim, çok etkileyici.

Birhan Keskin’in Fakir Kene kitabını yeni bitirdim; özellikle Firdevs Teyze bölümü çok güzeldi.

Röportajlarımızın bir uğuru vardır… 😊 Hayal ettiğiniz ve gerçekleşmesini çok istediğiniz bir dileğiniz var mı?

Bir dilek tuttum ama sesli söylemeyeyim. Madem uğurunuz var, onu yanımda taşıyorum artık. 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Korunan İçerik!