Müsaitseniz sizi biraz deli, bolca da dolu bir yere götüreceğim. Akıllılarla işimiz olmadığını göz önüne alırsak, hedefimiz çok güzel.

“Gerçek Bir Yaşam Hikayesi” cümlesi ve birkaç etkileyici tanıtım sayesinde trenine bindiğimiz, daha sonra her molada başımızı cama çarptıran bir iş ile karşı karşıyayız. İzlemeyenlerin dahi olay hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlayacak kadar çok konuştuk bu projeyi. Peki ya her şey sandığımız kadar masum mu? Buna verilecek yanıtlar yeni bir kaosa kapı açabilir. E zaten kaos sevmesek burada işimiz ne?

Küçük çaplı bazı analizler sonucu gözlemlediğim kadarıyla ülkemizdeki her insanın içinde yatan -anormal- ruh hali, kimisinin gizli tuttuğu, kimisinin ise özgürce ifade ettiği, lakin istisnasız herkesin ruhunun bir köşesinde yer alan bu normaldışı kimliğimiz, böyle projelere olan ilgimizi ufaktan artırıyor. Yazının başında bahsettiğim “tren” mevzusunun sebebi de bu. Her birimiz ayrı bir vagonuz. Ama dışarıdan bakıldığında aynı trenin içerisindeyiz. Bu dizi bize hangi pencereden el sallamamız gerektiğini öğretiyor. Çünkü bir hikaye ne kadar masum başlarsa başlasın, sonrasında felakete dönüşebilir. Bunu da izleyip/belki de yaşayıp/ göreceğiz.

Bahsetmesem içimde kalır teması ile devam ediyorum.

 Senaristinden yönetmenine, oyuncusundan kameramanına, her sahnede yeteneklerini konuşturan tüm set çalışanlarına , bizi bu trene kabul ettikleri için teşekkürler. Hatta kuru teşekkürle yetinmeyip bazı hayran kaldığım sahnelerden söz etmek istiyorum. Bir yönetmen gözü izlediğimiz projeyi ne kadar değiştirebilir?

 Bu soruya tanıdığım ilk yönetmenlerden olan Çağrı Vila Lostuvalı ile cevap vereyim. Ve diziye dahil olan yardımcı yönetmenler, Ender Mıhlar, Ferize Çetin Mıhlar gibi daha nice yetenek sayabilirim burada. Ama saymıyorum. Sadece 11. Bölümdeki küçük ve büyük Safiye’nin birbirlerine sığındıkları sahneyi hatırlamanızı istiyorum. Ya da bir iki adım gerideki merdiven sahnesi, hala tatmin olmadıysanız, büyük Han çöplerin içerisinde diz çökerken tam o esnada küçük Han’ın çizmediği “anne” resmi yüzünden azarlandığı sahneyi hatırlayalım. Bu liste uzar gider. Ama Masumlar Apartmanı’nın hissettirdikleri hep kalbimizde kalır.

 Karakter Köşesi

 

 En sevdiğim kısımdan selamlar. Yol biraz sıktıysa kek servisimiz var. Deterjanla temizledik paketleri, içiniz rahat olsun.

Bana en dokunan, kızmaya kıyamadığım ama sarılırken de “sakin ol” diye fısıldadığım birisi ile başlamak istiyorum.

 Han.

Gazete bulmacasında “yaralı, çaresiz ve sevgiye aç.” Sorusunun yanındaki üç harfli boşluğa ismini yazdığım dokunulmaz karakter. Han özel bir çocuk. Evet çocuk. Yaş mühim değil, bilirsiniz. Bazen bazılarımız büyüyemez. Büyüyemedikleri her geçen gün kendilerine yabancılaşırlar. Han da bu iki köprü arasında hayatta kalmaya çalışan bir çocuk sadece. Büyük Ev Ablukada, Han da o büyük evde diyerek ona olan savunmacılığımı yeterince ifade ettiğimi düşünüyorum ve aşağı iniyorum.

Safiye.

 Durun. Önce bir şu ekranı silelim, sonra devam okumaya. Evet, tamam, güzel. Her ne kadar sevgi göstermeyen , sert bir kişiliği olsa da bu evdeki en saf aşığın tam üzerindesiniz. Gönlünü verdiği çocuk için kendi hayallerini feda etmek, eminim bunu yapabilecek insan sayısı bir bardak tuz ruhunu geçmez. Annesine duyduğu vazgeçilmez o his, sevgi demeye dilimizin varmadığı, vefa derken de “neden?” sorusuyla başbaşa kaldığımız devasa konu. Henüz buna verebilecek cevabım yok. Merakla bekliyorum. Hafif eleştiri niyetiyle başladığım karakter köşesi kısmını övgülerle bitiriyor oluşumun sebebi , ucundan biraz Derenoğlugillere yanık olmuş olmam olabilir. Çok ucundan ama. Neyse devam edelim.

 Gülben.

Minik, saf, kafasında hiç kötülük barındırmayan Gülben. Ya da -di li geçmiş zamanlı Gülben. Şaşkınım ve korkuyorum. Aşk romanlarının her zaman doğru yola götürmediğine dair bir kamuspotunun içindeyizdir belki. Ama yine de kötü yorum yapmaya niyetim yok şimdilik. Çünkü sevgi ve masumiyet belki bizi zaman zaman yanlış yollara sürüklese de, er geç bulur doğrusunu. Derenoğlu Ailesi , bir gün her şey düzelecek.

 

Neriman.

Ailenin en akıllısı. Abisinin arkadaşı. Evde temizlik varken kaçan eleman. Kafesin içindeki kuş misali Neriman. Umarım aşk senin yüzünü güldürür. Özgürlüğü ve sevgiyi, biraz da hamburgeri en çok hak edenlerdensin.

 

 Ege.

 Serseri ama dürüst kardeş. Hafif sinirli, sorgulayıcı ve isyankar moodu hep açık. Ama özünde iyi birisi. Sevdiği zaman güzel seviyor. Bence Neriman ile birbirinizin ilacı olabilirsiniz. Ha bu arada, “sular ısıtmıyorsa kombiyi aç” tezi ile kalbimize giriş yaptı. Kendisini kutluyorum.

 

 Naci.

 Gerilimin aşkla bütünleştiği, cevabına ulaşamadığımız sorulardan zevk almamıza sebep olan gizemli öğretmen. Hangi tabiri yaparsam yapayım hatalı cümleler kuracağım hissinden kurtulamadığım, en özel karakterlerden biri diyebilirim. Her bölümde bizlere sevginin farklı bir başlığını ifade eden bu dizide, en naif kısmın baş karakterlerinden olduğu tartışmaya kapalı. Yine de içimizdeki tüm korkuları “şiir sevenden zarar gelmez.” Diyerek hafifletelim şimdilik.

 

İnci.

 Pek anlam veremediğim bir karakter ile bu köşeyi sonlandıracağım. Öncesinde “bencil” diye nitelendirdiğim, sonra ise özgür ruhu hoşuma giden bir karakter. Han ile olan birlikteliklerinde, yaşadıkları tüm kördüğümlere rağmen birbirlerini bırakmayışlarını konuşmamız gerek sanırım biraz. İyi manada mı yoksa kötü mü burası size kalmış. Bazen gitmek gerekir diyenlerden misiniz, yoksa ne olursa olsun yanındayım diyenlerden mi? Ya da sağlıklı olan hangisi? Hayal gücümüzün genişliği vesilesiyle mevzuyu burada kapatıyorum.

Yazar değilim, fazla konuştum. Umarım aynı trendeyizdir. Kendinize iyi bakın, içinizdekine de.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz