Madhubala’yı Ne Öldürdü: Bollywood İkonun Trajik Ölümüne Yakından Bir Bakış

Madhubala gerçek adıyla Mumtaz Jahan Nehlavi 14 Şubat 1933’de doğdu. Hint filmlerinin en sevilen romantik kahramanlarından biriydi kesinlikle. Fakat onun hayatı filmlerindeki gibi mutlu değildi. Küçüklükten beri kalp sorunu yaşıyordu kalbi delikti ama ailesi bu hastalığı hiç önemsememişti. Şu an yaşasaydı 86 yaşında olacaktı. Başarılı Bollywood oyuncusu kariyerinin zirvesindeyken, gençliğinin baharındayken tam 36 yaşında hayata gözlerini yumdu.

 

. YAŞAMI VE KARİYERİ;

Madhubala müslüman ailenin en küçük kızı olarak doğdu. Ablası Madhur Bhushan kız kardeşinin doğduğunda mavimsi bir ten rengiyle doğduğunu söyledi. Madhubala’nın doğuştan gelen bir kalp rahatsızlığı vardı. Kalbinde delik vardı hastalık tanımlanmıştı ama o zamanın şartlarında hiçbir tedavisi yoktu. Bu yüzden Madhubala kırılgan ve nazik olarak büyüdü. Madhubala, Bollywood kariyerine çocuk yaşlarında Basant (1942) filmiyle başladı. İlk başrolünü ise 14 yaşındayken Neel Kamal (1947) filminde Raj Kapoor’un karşısında oynamıştır. Ama ona ünü getiren film ise Ashok Kumar ile oynadığı Malal filmi olmuştur. Kalp rahatsızlığı onu her ne kadar yorsa da o direnmiş ve kameralar karşısına enerjik bir şekilde çıkmaya özen göstermiştir. 1954 yılında Bahut Din Hue filminin setindeyken bir anda kan kusmaya başlamıştır. Haber Hindistan medyasında büyük yankı uyandırmıştır artık bu olay aile sırrı olmaktan çıkmıştır.

Madhubala, kendisi gibi oyuncu olan Dilip Kumar’a delicesine aşıktı ama Madhubala’nın babası bu ilişkiye kesinlikle karşıydı. Ailesine itaatkar bir kız olduğu için Dilip Kumar’ı değil de ailesini seçmiştir. Dilip Kumar başkasıyla evlenince Madhubala’da  Ashok Kumar ile nişanlanmıştır fakat bu ilişki de bitmiştir. Daha sonra hem oyuncu hem de şarkıcı olan Kishore Kumar ile evlenmiştir. Kishore Kumar karısının hastalığına artık dayanamıyordur. Karısını alıp ailesinin evine bırakır ve ”Ona bakamıyorum artık” der. Fakat Madhubala kocasıyla olmak ister ama Kishore Kumar yine de bu isteği göz ardı eder ve gider. Kendisini karısından sürekli uzaklaştırmak istiyordu, onun kendisinden nefret etmesini istiyordu çünkü son ayrılıkları daha az acılı olsun istiyordu.

. TEDAVİ SÜRECİ VE ÖLÜMÜ:

Madhubala hastalığıyla uğraşırken o sırada  Minnesota Üniversitesi’nde kalp nakli üzerinde çalışmalar yapan doktor Walt Lillehei vardı. Kalp naklini çocuklar üzerinde deneyip başarılı oldu ama bir sorun vardı yetişkin insanlara kalp nakli yapmak için bilgileri yetersizdi, biraz daha çalışması gerekiyordu. Çünkü 30 yaş ve üzeri kişilere kalp nakli yapılamıyordu.

 

Madhubala 30 yaşına geldiğinde Mughal- e- Azam filmini çekmeye başladı. Hastalığı ağır şeyleri kaldıramıyordu, bunu tüm film sektörü biliyordu ama yönetmen K. Asif bu hastalığı dikkate almadı. Filmde Madhubala’ya zincirlerle bağlı olduğu, şiddet gördüğü sahneler yazdı ve ağır kıyafetler giydirdi. Madhubala buna rağmen film çekimlerinde direnerek muhteşem bir performans sergiledi ama kalbini de çok zorlamıştı. Doktor Lillehei’nin yaptığı çalışmaları duyan aile Madhubala’yı Londra’ya tedavi olmaya götürdü artık tüm umutları Lillehei’ydi.

1960 yılında Madhubala tedavi altına girdi ama doktorlar ameliyat etmeyi reddeti, risk almak istemediler. Lillehei’nin ameliyatı çocuklarda çalışmış olmasına rağmen, Batı’daki doktorlar kalp nakli konusunda pek iyi değildi. Bir yetişkin insana kalp nakli yapacak kapasiteye sahip değillerdi. Bunun olması için bir 7 yıla daha gerek vardı. Ama Madhubala’nın bekleyecek 7 yılı yoktu. Madhubala oyuncu oalrak kariyerinin bittiğini anlayınca yönetmenlik yapmak istedi ve Bombay’a döndü. Farz Aur Ishq filmini yönetmeye hazırlanıyordu ama film yapım aşamasındayken, o yaramaz gülümsemeye ve mistik güzelliğe sahip kadın ölümsüz kadın Madhubala 36 yaşındayken hastalığına yenik düştü. Trajik bir şekilde, ölümünden birkaç yıl sonra yetişkinler için kalp nakli ameliyatı yapılmaya başlandı.

 

Belki Madhubala birkaç yıl sonra doğmuş olsa ya da doktor Lillehei çalışmalarına birkaç yıl erken başlamış olsaydı, Madhuba bizlere daha fazla filmler bırakmış olacaktı belki de şu an hala yaşıyor olacaktı. Belki de Madhubala’yı her zaman güzel, sonsuza dek kaygısız ve genç bir kadın olarak ölümsüzleştiren erken ölümün ta kendisidir. Yazımı yaramaz gülüşlü ve mistik güzelliği olan kadınının sözleriyle bitirmek istiyorum:

”Ben bir hayalet değilim, ben gerçeğin ta kendisiyim”