Bölümü izler izlemez yazısını yazmanın en iyi yanlarından biri, izlerken yaşadığım bütün heyecanı hala taşıyor olmam! O kadar duygusal ve akıcı bir bölümdü ki! Sanırım Lucifer’ın, en iyi sezonlarından birini izliyoruz. Her sezon ritmini daha da arttıran dizimiz, final sezonunda büyük bir iz bırakarak gidecek anlaşılan. Bu gidişatın finale nasıl evrileceği ise, biz dördüncü bölümde olanlar için henüz merak konusu… 

Lucifer, kızıyla ilk tanışmasını gerçekleştirdi. Keskin kanatlara sahip olan kızımızın, babasıyla olan ilk tanışması, hiç de umduğu gibi gitmedi. Tabi biz, başka dizilerde bu karşılaşmaları o kadar çok izledik ki! Karşılaşma sonrası ne olacağını, daha kızımız bilmeden anlamıştık aslında. Terk edilen çocukların yaptıkları intikam planları, ailelerini gördüğü an suya düşer. Şokun etkisi ve sevilme arzusu, onları son hamlelerini yapmaktan alıkoyar.

Fakat kurt düştü bir kere Lucifer’ın içine. Gerçek kızı olup olmadığını ortaya çıkarmak istiyordu. Bize yansıtılan, Lucifer’ın böyle bir şeyin imkansız olduğunu kanıtlama çabasıydı. Fakat esas yansıtılmak istenilen şey; Lucifer’ın bulduğu kızın onun aradığı kızla aynı çıkmayınca gözlerinde sönen o ışıltıda, o hayal kırıklığında saklıydı. Lucifer, baba olma ihtimalini düşünmüş, belli ki baba olmak istemişti. Bu yüzden birlikte olduğu kadınlar ona baba olamayacağını söylediğinde, gayet iyi bir baba olacağını açıklamaya çalışmıştı. Artık eskisi gibi değildi ve bu kız bunun kanıtı olmalıydı. 

Fakat eğer gerçek kızıysa ortaya yeni bir problem çıkardı. Bu da, kızının neden terk edildiğini düşündüğü… 

 

Lucifer, kızını geçmişte aramıştı fakat akla gelmeyen şey, kızının gelecekten yolculuk yaptığıydı. Gerçi bunu söylemek için biraz erken. Fakat final sahnesinde kızın ‘anne’ diyerek Chloe’ye koşmasının başka bir açıklamasını yapamıyorum şimdilik. 

Chloe’nin kızı demişken… Bu bölümde en çok üzüldüğüm şeylerden bir tanesi Trixie’nin ağlarken Dan’in, kızını uzaktan izlemek zorunda kalmasıydı. Onları öyle izlemek akıllarda, Suskunlar dizisinde yer alan, o müthiş repliği hatırlattı . ‘Buradasın ama dokunamıyorum çok saçma…’ Düşünsenize, dünyadasınız, öyle hissediyorsunuz fakat somut bir varlıktan soyut bir varlığa dönüştünüz. Sevdikleriniz etrafınızda hareket ediyor, gülüyor ve günlük işlerine devam ediyor, siz sesleniyorsunuz fakat onlar sizi duymuyorlar. Ayrıca oturacak bir sandalyeniz dahi yok, hatta yorulmuyorsunuz bile! Gerçi Dan’in de dediği gibi, henüz kurallar kitabımız yok. Ama diğer dizilerde izlediğimiz hayaletlerle aynı kalıpta olmadığı kesin. Malum, dokunabilseydi etrafındakilere orada olduğunu belli edebilirdi. Ama bu şekilde, istese de orada olduğunu kanıtlayamacak.

Dizide en özlediğim şeylerden birisi Trixie’nin sahneleri! Sanırım kızımız fazla büyüdüğü için rolünü azalttılar, olan çekimler ise farkındaysanız onun büyümüş bir kız olduğunu saklar nitelikteydi. ‘Bakın Trixie hala dizide fakat bu kadar görmeniz yeterli’ der gibi bir sahneydi. Halbuki babasını özlediği o sahneyi daha farklı ekrana taşıyabilirlerdi. Yine de devamlılık açısından, bu yapılanı anlaşılabilir buluyorum.

Dan’i tekrar dizide aktif bir şekilde görmek oldukça güzeldi. Bir an Ella gerçekten Dan’i gördü sandım! Dan kendi isminn kurbağaya verildiğini öğrendiğinde özlendiği için iyi fakat diğer her şekilde kötü hissettiğine eminim. Ah Dan, üzümlü kekim… 

Amenadiel ile Dan’in dostluğunu sonraki bölümlerde bol bol izleyeceğiz gibi duruyor. Fakat Dan’in dünyada olması, gökten kurbağa yağması pek hayra alamet işaretler olmasa gerek. Ella bu sırla beraber Lucifer’ın da sırrını çözecek gibi duruyor. Öyleyse bekleyip görelim bakalım. Sonraki bölüm için, takipte kalın. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz