Lara Aslan: “İçimde hep anlatmak isteyen, göstermek, sunmak isteyen bir taraf var.”

Lara Aslan: “İçimde hep anlatmak isteyen, göstermek, sunmak isteyen bir taraf var.”

• Sizi daha yakından tanımayı çok isteriz. Bize dışarıdan herkesin göremediği Lara Aslan’ı biraz anlatır mısınız? Sizi çok iyi tanıyan bir arkadaşınıza sorsak Lara’yı bize nasıl anlatırdı?

Beni çok iyi tanıyan bir arkadaşıma sorsanız muhtemelen şöyle derdi: Lara iş bitiricidir. Bir şeyi kafasına koyduysa yapar. Hedeflerim konusunda nettim. Beklemekten çok hareket etmeyi severim. Hayal kurarım ve o hayali somutlaştıracak disiplini de koyarım.

Sarkastik bir yanım var. Enerjim biraz manyetik; ya çok sevilirim ya da mesafeli bulunurum. Ortası pek yoktur. Ama beni gerçekten anlayan, içimdeki o çocuksu tarafı ve hassasiyeti görebilen insanlar oldukça sıcak bulurlar.

• İzleyici sizi “Ya Çok Seversen” ile tanıdı ancak biz sizi biraz daha yakından tanımak isteriz. Bize çocukluğunuzdan bugüne, sizi oyunculuk kürsüsüne taşıyan o kişisel serüveninizden bahseder misiniz?

Aslında bu soruya her döndüğümde aklıma tek bir anı geliyor. İlkokula başladığım yıl annemle Kadıköy Süreyya Operası’na oyun izlemeye gitmiştik. Annem koltuklarımızı işaret edip sormuştu: “Önde mi oturmak istersin, balkonda mı? Orada mı, şurada mı?”

Ben o an hemen kalbimden geçeni, “Hiçbir yerde oturmak istemiyorum, orada olmak istiyorum.” diyerek sahneyi göstermiştim.

Bugün o anı hatırladığımda şunu fark ediyorum; izlemeyi seven biri olsam da kendimi hep sahneye ait hissettim. İçimde hep anlatmak isteyen, göstermek, sunmak isteyen bir taraf var.

Ve şimdi o küçük kız, ait olduğunu düşündüğü yerde ve yakın gelecekte düşündüğü tüm diğer yerler için yüreğiyle emek harcıyor. Bunu düşünmek bile beni çok heyecanlandırıyor. Hayat, sevdiğin şeyleri yaparken çok güzel gerçekten…

• Ya Çok Seversen, sosyal medyada sevilen çok konuşulan dizilerden biriydi. Sizin için Ya Çok Seversen ne ifade ediyor? Sette unutamadığınız bir anınız varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Şimdilerde o dizinin bana kattığı canım arkadaşım Mine Kılıç’ın da çok iyi hatırladığı bir anıdır bu.

Sahne, Ilgaz’ın her şeyi öğrendiği ve çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadığı o kırılma anıydı. Neredeyse tüm kadronun olduğu, çok karakterli, çok zor ve duygusal olarak gerçekten ağır bir sahneydi. Üstelik teknik sebeplerden dolayı defalarca bölünmek zorunda kalmıştık. Böyle sahnelerde duyguyu korumak, o kırılmayı her seferinde yeniden aynı yerden yakalamak kolay değildir.

Ama o gün ilk kez şunu hissettim: Ne olursa olsun dağılmıyorum. Dışarıda ne yaşanırsa yaşansın, içeride karakteri ve anı tutabiliyorum. Sadece Ilgaz’a, o hayal kırıklığına ve o anın gerçekliğine odaklandım. Ve sahne bittiğinde, oyuncu olarak kendi gücümü ilk kez net hissettiğim andır.

• “Aynı Yağmur Altında” projesiyle yollarınız nasıl kesişti? Senaryoyu ilk okuduğunuzda projenin genel dokusu ve hikayenin gidişatı size neler hissettirdi?

“Aynı Yağmur Altında” ile yollarımız senaryoyu ilk okuduğum anda kesişti diyebilirim. Metni elime aldığımda İlyun’u çok özgüvenli, güçlü ama kırılganlığını dışa vurmamayı tercih eden bir karakter olarak gördüm. Dışarıdan bakıldığında zaman zaman dengesiz gibi algılanabilecek bir tarafı var; ancak aslında kendi içinde oldukça tutarlı, duygusal motivasyonları net bir genç kadın. Bu çok katmanlı yapı beni oyuncu olarak heyecanlandırdı.

Projeyi kabul etmemdeki en önemli etkenlerden biri ise yönetmenlerimiz Ali Balcı ve Işılsu Günday oldu. Daha önce birlikte çalışma fırsatı bulmuş olmamız ve bu uyumu ikinci bir projede yeniden yakalayacak olmak benim için çok kıymetliydi. Onların anlatı dili ve karakter derinliğine yaklaşımı, bu hikâyenin parçası olma isteğimi daha da güçlendirdi.

• İlyun, dizide izlediğim en ilgi çekici karakterlerden biri. Sarkastik bir karakteri oynarken ton ayarını kaçırmamak oldukça zor. Sizi İlyun’a çeken şey neydi? İlyun’un ironisini “itici” değil “çekici” kılmak için nasıl bir denge kurdunuz?

İlyun’un kendi içinde çok tutarlı bir dünyası var. O dünyayı ciddiye aldığınızda sarkazm, bir mizah unsuru olmaktan çıkıp karakterin dili hâline geliyor. Sanırım çekici bulunan tarafı da bu; aslında kendini korumaya çalışan bir genç kadının zeki ve hızlı refleksleriyle kurduğu bir iletişim biçimi olması diyebilirim.

• Aynı Yağmur Altında, Filistin için düzenlenen bir eylem sahnesiyle açılıyor ve hikâyeyi daha en başından toplumsal bir zemine yerleştiriyor. Sizce bir dizinin güncel ve politik bir meseleyle açılması oyuncu üzerinde nasıl bir sorumluluk yaratır?

“Aynı Yağmur Altında”nın Filistin için düzenlenen bir eylem sahnesiyle açılması, hikâyeyi en başından itibaren sadece bireysel değil toplumsal bir zemine oturtuyor. Böyle bir başlangıç oyuncu olarak üzerinizde doğal bir sorumluluk yaratıyor. Çünkü artık sadece bir karakteri değil, aynı zamanda bir dönemin ruhunu ve gençlerin dünyaya bakışını temsil ediyoruz.

• “Aynı Yağmur Altında” seti sizin için nasıl bir okul oluyor? Usta oyuncularla ve ekiple kurduğunuz bu profesyonel bağın, gelişiminize katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Aynı Yağmur Altında” seti benim için adeta bir okul gibi. Her gün yeni bir şey öğreniyor, usta oyuncularla aynı sahneyi paylaşmanın kıymetini hissediyorum. Bu ekibin parçası olmak hem gelişimim hem de kalbim için çok değerli; gerçekten büyük bir mutluluk.

Lara Aslan, Bahar Şahin, Baran Özbek (Aynı Yağmur Altında)

• ”Aynı Yağmur Altında” seti oldukça yoğun bir tempoda ilerliyor. Peki, kamera arkasında durumlar nasıl? Ekip içinde “en”leri belirlesek; setin en komiği, en uykucusu, en disiplinlisi, en enerjiği, en şakamatiği ve en iştahlısı kimler?

Set temposu gerçekten çok yoğun ama kamera arkasında inanılmaz keyifli bir ekip var. “En”leri belirlemek zor ama birkaç konuda çok netim.

En komiğimiz kesinlikle Sarp Bozkurt. Setin enerjisini bir anda değiştirebilen, en yorgun anımızda bile bizi güldürebilen biri.

En uykucuyu açıkçası seçemiyorum çünkü gerçekten çok enerjik bir kadroyla çalışıyorum; herkes oldukça dinamik.

En disiplinli isim derseniz hiç düşünmeden Fikret Kuşkan derim. Sahneye yaklaşımı, hazırlığı ve sete olan saygısı gerçekten örnek alınacak düzeyde.

En şakamatiğimiz ise kesinlikle Bahar Şahin. Set aralarında enerjisi hiç düşmüyor.

En iştahlı kategorisinde ise tatlı bir anımız var: İlk çektiğimiz sahnelerde devamlılık gereği sekiz tane börek yemek zorunda kalan Taro Emir Tekin diyebiliriz. O gün gerçekten büyük bir performans sergiledi.

• Kamera ışıkları kapandığında ve Lara olarak evinize döndüğünüzde, ruhunuzu dinlendirmek için neler yaparsınız? Sizi set stresinden tamamen koparan o özel hobiniz nedir?

Uzun set günlerinin ardından eve ilk girdiğimde genelde sıcak bir duş alıp kendimi yatağa atarım. Bazen bir film açarım ama itiraf etmeliyim ki kimi zaman bir şeyi takip edecek enerjim bile olmuyor. O anlarda meditasyon yapmak ve biraz içime dönmek bana çok iyi geliyor.

Eğer repo günümse bambaşka… O zaman evin her köşesine astığım tabloları yapmaya devam ederim. Resim yapmak hem ruhumu hem gözümü doyuruyor; üretmenin o sessiz hâli beni gerçekten dengeliyor. Bir de sevdiklerime zaman ayırmak… Sanırım beni en hızlı toparlayan şey o samimi ve güvenli alan.

• Size ilham olan isimler kimler?

Bana ilham olan isimlerin başında Rachel McAdams var. Türkiye’de ise Funda Eryiğit ilham aldığım isimlerden biri diyebilirim.

• Beş yıl sonra geriye dönüp baktığınızda, bugünkü Lara Aslan’ın en çok hangi cesaretini takdir etmek isterdiniz?

İtalya’da üniversite okumak üzereyken her şeyi geride bırakıp kendini seçmek kolay bir karar değildi. Belirsizliği göze almak, başkalarının beklentilerinden sıyrılmak ve kalbinin çağrısına güvenmek büyük bir cesaret gerektiriyor. Sanırım en çok da o anki cesaretimi takdir etmek isterim diye düşünüyorum.

• Bugünlerde neler izliyorsunuz? Bizimle paylaşabilir misiniz?

Bugünlerde biraz klasiklere dönme hâlindeyim. Geçtiğimiz günlerde La vita è bella’yı (Life is Beautiful) izledim ve uzun süre etkisinden çıkamadım. Film bittikten sonra kulaklarımda hâlâ “Buongiorno Principessa” repliği yankılanıyordu.

O ince mizahın, acının içinden filizlenen umudun bu kadar zarif anlatılması beni çok etkiledi. Böyle hikâyeler izlediğimde sinemanın gerçekten iyileştirici bir gücü olduğunu bir kez daha hissediyorum.

• Röportajlarımızın bir uğuru vardır… 😊 Hayal ettiğiniz ve gerçekleşmesini çok istediğiniz bir dileğiniz var mı?

Röportajların uğuruna inanıyorsak o zaman niyetimi buraya bırakayım… 😊

En yakın zamanda deniz kıyısında çekilen, şehir dışında geçen bir projede; güçlü bir kadro ve güzel bir atmosferle çalışmayı çok isterim. Hem hikâyesiyle hem ruhuyla besleyen, doğayla iç içe bir iş hayal ediyorum.

Deniz sesiyle prova yapmak, gün batımında sahneye hazırlanmak… Sanırım şu anki en büyük dileklerimden biri bu.

Kısa sorular 🤭

• Şu sıralar kulaklığınızda en çok dönen, sizi set yolunda motive eden o şarkı?

Far from Any Road

• Çantanızda asla eksik etmediğiniz, yanınızda olmadığında kendinizi eksik hissettiğiniz o küçük eşya?

Dilek anahtarım

• Sabah insanı mısınız, yoksa gece kuşlarından mı? İlk kahvenizi yudumlamadan güne başlayabilir misiniz?

Her gün değişiyor cevabım

• Bir kelimeyle İlyun?

Turkuaz

• İlyun size bir öğüt verseydi ne derdi?

Güçlü görünmeye çalışırken kendini saklama

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Korunan İçerik!