La Casa De Papel 3.Sezon 7.Bölüm İnceleme: Kısa Bir Tatil

Geçen bölümü büyük bir korkuyla izlemiştim. Her an Rio’ya bir şey olacak endişesi taşıyordum. Çok şükür ki bir şey olmadı. Olmadı fakat benim endişem sona ermiş değil. Çünkü bu sezon onu kaybetmediysek, başka birini kaybedeceğiz demektir. Ve evet, ben bu konularda oldukça kötümserimdir.

Profesör’ün planı işe yaradı (Her zaman ki gibi). İşe yaradı yaramasına fakat Rio ile birlikte bir de davetsiz misafirimiz geldi. Gözümüz yollarda kalmıştı Arturo, bir sen eksiktin!

Stockholm (Monica) ile olan konuşması gerekli idi tabi, dizinin gidişatı için… Fakat üstünü kontrol etme ve tulumunu giydirme görevini Monica’nın mı yapması gerekiyordu? En başından Helsinki halledemez miydi?

Ayrıca yine Arturo’nun tuzağına düşüp, çocuğu göstermeye falan kalkmaz İnşallah Stockholm… ‘3 dk için beni yargılama’ demişti Arturo. Eğer soygun olmasaydı, o üç dakikayla sınırlı kalmayacaktı. Bunu da gayet iyi  biliyoruz.

Rio içeriye bir ses kayıt cihazıyla girdi. Başta bunu tahmin edememiş gibi gösterseler de kendilerini, Profesör bu konuyu atlamamış elbette. Ve her zamanki gibi ekibe cerrahi müdahale için eğitim vermiş. Rio’ya ayrıntılı bir şekilde soru sorunca, ses kayıt cihazından haberleri olduğunu anladım. Fakat dedektifler bunu düşünmüş olmalı. Sonuçta karşılarındaki Profesör ve onlardan her zaman bir adım önde, bunun farkındalar. Madem öyle, ses kayıt cihazını fark edeceklerini biliyor olman lazım. Bu kadar mantıklı planlar yaparken, bu mantıksızlığa da düşmemek lazım yani…

Rio neler yaşadığını anlattıkça, çetemiz gibi ben de kendimi çok kötü hissettim. Polislerden bazıları da öyle hissetti. Hatta Albay, yapılmasına göz yumduğu şeyleri dinleyince arkasını dönmeyi tercih etti. Fakat dedektifin kılı kımıldamadı. Bir insan, vakalarına karşı soğukluk geliştirebilir. Ama bu… Bir insanın canını yakıyorsun ve hiçbir şey hissetmiyorsun. Bunun için insanın kalbinin buz gibi olması lazım. Ve evet, karşımızda buzların kraliçesi bulunuyor.

Her şeye rağmen işler polislerin lehine doğru ilerliyor. Profesör ve Raquel maalesef polislerin ağına düşmüş bulunmakta… Açıkçası, bana kalırsa da Profesör bu işte tek başına çalışmalıydı. Bu Raquel’in işe yaramazlığından kaynaklı söylediğim bir şey değil, tabi ki de katkısı var. Fakat bir kişi her zaman daha az risk alır. İkinci bir kişi olduğunda ve işler kötüye gittiğinde, devreye doğaçlama girer. Ve bu durumda da tam olarak böyle oldu. Raquel ağaca tırmanamadı ve bir samanlığa sığındı. Büyük ihtimal ona aşık olan polisin gelip, onu bulacağı ve onu ihbar etmeyeceği bir sahne yaşanacak. Neler olacak bilemeyiz tabi… Sonuçta, o köprünün altından çok sular aktı.

Çiftlerin arasındaki gerginlik devam ederken, Rio ve Tokyo cephesinde de işlerin çok iyi gittiği söylenemez. Rio’dan inanılmaz bir çıkış geldi. Tokyo ile beraberliğine son noktayı koydu. Burada durup Rio’yu ayakta alkışlamak istiyorum. Evet, ikisinin arasında bir çekim olduğu doğru. Fakat Tokyo, Rio’yu bırakıp gidebiliyorsa, Rio neden Tokyo’yu bırakamasın? İlk iki sezondur Tokyo’nun çekimi altında olan Rio, başına gelen bu olaylardan ders çıkarmış ve kendi ile ilgili farkındalık kazanmış. Bunun için onu kim suçlayabilir?

Soygundan önce herkesin arası çok iyiydi. Denver ve Stockholm mutluydu. Ne kadar istedikleri gibi bir ilişkileri olmasa da Helsinki ve Nairobi’de öyle… Rio ve Tokyo da mutluydu. Profesör ve Lizbon da… Fakat insan ilişkileri karmaşıktır. Aşk ise daha da karmaşık. Üstelik bir soygunun ortasındaysanız… Daha da karmaşık!