Kızılcık Şerbeti’nde ne izledik? | İnceleme

Herkese uzun zaman sonra tekrardan merhaba 🙂 Bugün 2 hafta kadar önce başlayıp, neredeyse yemeden içmeden sürekli izleyip güncel bölümüne kadar bitirdiğim Kızılcık Şerbeti dizisinin son yayınlanan bölüm analizi ile sizlerleyim. 

Ben normalde pek dizi izleyen birisi değilim, genelde başlayıp bittiği için en fazla 2 saatlik filmler izler geçerdim. Özellikle Türk televizyonu dizileri beni çok yorardı lakin konusu asla sıkmayan, aksine oldukça anlamlı mesajlar içeren ve aynı zamanda eğlenceli ve sürükleyici olan Kızılcık Şerbeti dizisine başlayana kadar…  

Kızılcık Şerbeti dizisi her yapımın özellikle Türkiye gibi bir ülkede yapmaya kolay kolay cesaret edemeyeceği bir dizi. Çünkü dizi Muhafazakarlık ve Sekülerlik arasında mekik dokuyor ve birbirinden farklı bir sürü karakter var. Ve dizideki kadın karakterler, özellikle Kıvılcım takımı asla herhangi bir erkeğin kendilerini ezmesine izin vermiyor. Malum bizim yapımcı ve senaristlerimiz çoğunlukla erkeklerin hüküm sürdüğü diziler yazıp izleyene sunmayı sever…  

Bu yorum içeriği aslında biraz da dizinin genel atmosferinin bende uyandırdığı etkiyi de barındıracak gibi. Çünkü epey konuşasım var dizi hakkında. 

İzleyenlerin yakından aşina olduğu gibi dizide farklı kültürlere ait iki farklı aile var. Bu aileyi normalde kıyamet kopsa kimse bir araya getiremez lakin bir ailenin oğlu, diğerinin ise kızının arasındaki aşk sayesinde bir şekilde birbirlerinin hayatına dahil olduklarını görüyoruz.  

Tabii burada kız tarafı asla bu evliliğe sıcak bakmıyor ama gelin görün ki zaten mecbur o evlilik olacak çünkü Doğa hamile 🙂  

Hadi el mecbur kızı ve oğlanı evlendirdik, ikisi de birbirlerine deli gibi aşıklar, üstüne üstlük bir de ortada doğacak bir bebek var, sonuç olarak çiftimiz Doğa ve Fatih aşklarının ve bebeklerinin heyecanı sayesinde gerçekleri görmek istemeyecek kadar kör durumuna düşüyorlar.  

Kıvılcım ne kadar bu evlilik olmamalı, o bebeği aldırmalıyız diye yırtınsa da Doğa bu bebeği doğurmakla ve bu evliliği gerçekleştirmekte kararlı.  

Dizideki tüm detaylar o kadar ince ve sürükleyici işlenmiş ki insan 2,30 saatlik diziyi izlerken bile olaydan kopup bunalamıyor kanımca. Çünkü bu kadar saatin içine bu kadar sürükleyici ve birbirini tamamlayıcı sahneler çekmek kolay bir iş değil.  

Bu iki bambaşka dünyalara ait olan aile Doğa ve Fatih sayesinde birleşince asıl tehlikenin sadece Doğa ve Fatih’in birlikteliği olmadığını anlamaya başlıyoruz.  

Bir taraftan Muhafazakar oldukları için aileyi küçümseyen Kıvılcım’ın onlardan çok farklı olduğu için çat diye o aileye ait olan Ömer’e aşık olup evlenmeleri, diğer taraftan Arslan ailesinin teyzesi olan Alev’in Abdullah’a olan aşkı derken kurulu bombalar yavaştan patlamaya başlıyor. Tabii her iki aile içinde olan her olumsuz olay evlendikten sonra aralarındaki iplerin kopmaya başladığı Doğa ve Fatih’i de etkiliyor.  

Doğa ve Fatih evlendikten sonra birbirlerini aslında çok da tanımadıklarını fark ediyorlar. Çünkü bir insanın sadece kendisini tanımak aslında o insanı gerçekten tanımaya yetmiyormuş, o insanın içinde yetiştiği aileyi de tanıyınca kişiyi asıl o zaman gerçekten tanımaya başlıyormuşsun. Bunu her iki taraf öğrense de iş işten geçmiş oluyor.  

İki aile içindeki kültür ve fikir uyuşmazlığı çatışmaları devam ederken bu sefer daire daha çok daralıyor ve Doğa ailenin kaostan beslenen ilk gelini Nilay ile uğraşmak zorunda kalıyor. Ki zaten ailedeki çoğu arızanın temeli de o 🙂  

Diğer izleyenler ne düşünür tam bilemiyorum ama bana sorarsanız ben Nilaya sinir olan kesimden değilim ve bu Nilayın eğlenceli bir karakter olmasından da kaynaklanmıyor.  

Nilay cahil bir kadın. Geldiği aileyi ve büyüdüğü ortamı bilmiyoruz ama belli ki Nilay karakterinin yaptığı tüm çocukça davranışların altında değersizlik, sevgisizlik ve her söylediğiyle alay edilip özellikle Nursema ve Doğa tarafından dışlanmanın verdiği üzüntü yatıyor. Doğa o eve ilk gelin geldiğinde hemen kendi içinde rekabete başlamıştı bile, çünkü Doğa onun için ailenin tek ve en değerli çocuğuna getirilen kardeş gibiydi. Mesela Nilay kendisini dolandırmak üzere olan, dini kullanarak zengin kişilerden para kopartmaya çalışan falcı kadının ona Doğa’nın bebeğini düşürmesi için verdiği ilacı Doğa içmek üzereyken kendisi de anne olmaya hazır bir kadın olarak bunu vicdanı kaldırmadı ve içmesine engel oldu. Burada aslında özellikle hamile kaldıktan sonra vicdanının sesini daha net duymaya başladığını öğrenmiş oluyoruz.  

Diğer karakterlerden detaylı bahsetmeyeceğim çünkü zaten hepsi olduğu gibi. Alt metninde farklı şeylerin yattığını düşündüğüm tek karakter olduğu için Nilay parantezini biraz açmak istedim.  

Son bölümden bir öncekinde Doğa Fatih’ten intikam almak isteyerek başka biriyle birlikte olduğu yalanını söylediği anda Fatih’in devreleri attı. Burada anlamış oluyoruz ki gerçekten erkekler bazı şeyleri kendilerine reva görürken kadınlar aynısını yapınca, hatta yapmayı geçtim yaptıkları yalanını söyleyince bile nasıl deliriyorlar… Erkeklerin kendilerini bu derece üstün görmeleri bana çok komik geliyor. Beyler kabul edin, bazı konularda bir kadının tırnağı bile olamazsınız.  

Neyse, küçük bir feminist atak geçirdikten sonra devam edelim yorumumuza 🙂  

Yayınlanan son bölümde Ömer hastalığını saklamak için başkasına aşık olduğunu söyleyip Kıvılcım’dan ayrılırken Nursema belki de hayatında ilk defa kendisine karışmaktan asla geri durmayan babasına başkaldırdı. Bu arada ben Nursema karakterini gelişimini çok keyifle izliyorum ve çok güzel işlendiğini düşünüyorum. Karakterin ilk bölümlerde sahip olduğu seküler kesime karşı olan birçok önyargısı kendi yaşadıkları ile doğru orantılı olarak kırıldı. Doğa’nın ailesine, en çok da Alev’e sinir olurken yaşadığı korkunç koca travmasından sonra aslında dış görünüşün tamamen bir yanılgı olduğunu öğrenmiş oldu. Alev oldukça modern giyinen bir kadın olduğu için sürekli yakışık almayan ithamlarda bulurken, Alev ve Doğa onun hayatını kurtarınca önemli olanın kendisine yapılan davranış olduğunu öğrenerek bazı gerçeklere karşı gözü açılmış oldu.  

Mesela Nursema çok zengin bir ailenin kızı, bu yaşına kadar yediği önünde yemeği arkasında büyümüş ama yaşantısını gördüğümüz üzere paranın bazen temel ihtiyaçları karşılamak hariç çok da fazla bir şey ifade etmediğini anlamış oluyoruz. Biz gençler bile ailemiz yaptığımız bazı şeylere karışınca “Ben artık kocaman oldum, karışma yeter!” diye isyan bayrağı çekerken Nursema 30 yaşında bir kadın olarak büyüdüğü evde birey olmayı henüz tadamamış, ailenin kuklası gibi olan içine kapanık suratsız bir kadındı. Ama sevdiği adam ile evlenip ailesinin modern diye bir sürü kötü niyetli etiket yapıştırdığı Alev ve Doğa’nın kendisine yaptığı iyiliklerden sonra o yaştan sonra hayatın gerçeklerini öğrenmeye başlayınca her şey değişmeye başlıyor.  

Ayrıca dizi sadece bazı şeyleri anlamlı kılmakla da yetinmeyip biz izleyenlerin karşısına oldukça keyifli karakterler de çıkartıyor. Mesela dolandırıcı Kayhan… Benim daha cümle kurmasına gerek kalmadan, yalnızca ekranda gördüğüm an itibarıyla gülmeye başladığım bir karakter. Kayhan’ın pek derin bir hikayesi olduğunu sanmıyorum. Dümdüz dolandırıcı bir eski eş. Tabii ilerleyen bölümlerde ne olur onu bilemem.  

Açık söylemek gerekirse dizide şu an Doğa ve Fatih’in hikayesi beni çok heyecanlandırmıyor. Doğa’nın hamilelik sürecinde sanki bir tık daha fazla aksiyon vardı, şimdi bu Doğa’nın aldatma yalanı, Fatih’in inanmayıp araştırmaya kalkması biraz daha pasif ilerliyor. Fatih Doğa’nın boşanma avukatı ile görüştüğünü öğrendi tamam ama buna şaşırması bana enteresan geldi çünkü boşanacakları belliydi. Ya da diğerlerinin ilerleyişi daha aktif olduğu için bana öyle gelmiş de olabilir. Şu an bana en çok seyir zevki veren olay Alev ve Rüzgar arasındaki ilişki. Ya da biz ona Alev, Apo ve Rüzgar üçlüsü arasındaki kaos da diyebiliriz… 

Son bölümde Ev ve Rüzgar’ın yakınlaşıp Alev’in önerisiyle evlilik kararı aldığını görüyoruz. Tabii bu karar ikili çok aşık olduğu için mi? Tabii ki hayır. Çocuklarının 35. Yıl dönümleri için kendilerine yemek organizasyonu kutlaması yaptıkları Apo ve Pembe’nin inadına… Yani küçük bir Apo’yu kıskandırma operasyonu diyebiliriz.  

38. Bölüm sonu Alev ve Rüzgar’ın söz kesimi olurken bitti. Aile büyüğü erkek olarak seçilen Alev’in deyimiyle “Apo” Rüzgar ve Alev’in yüzüklerine bağlı kurdeleyi kesmeye çalışırken Abdullah Alev’in yardım istercesine “Bir şey söyle” demesinden sonra Pembe’ye dönüp ona seslenmişti. Şimdi yüksek ihtimalle herkes “Aha kesin Abdullah söyleyecek ve ortalık fena karışacak” diye düşünüyor ama ben öyle düşünmüyorum.  

Abdullah o kurdeleyi bir türlü kesmeyi beceremediği için Pembeye “Pembe hanım, makas kesmiyor.” Diyecek 🙂 Hatta bir ihtimal Rüzgar esprili kişiliğini ortaya koyarak “Tamam dostum paranı sonra veririm şu an üzerimde nakit yok ne olur kes de bitsin şu fasıl” gibilerinden bir laf edecek gibime geliyor. Çünkü genelde eğer bir kaos yaratılacaksa bu bölüm sonlarında saklanan bir gerçeğin itiraf edilmesiyle, bunu duyan karakterin ise yüzündeki şok ifadesinin detay çekim alınıp ekranın kararmasıyla biter. Bir rtv ve film yapım öğrencisi olarak benim gözlemim bu şekilde. Tabii yanılabilirim de, sadece bir tahmin.  

Evet bu yazı bu kadardı. Genel yorumumla 38. Bölüm yorumunu en kısa şekilde birleştirmek istedim. Umarım okurken keyif alırsınız. Teşekkür ediyorum. Bir sonraki içeriğime kadar kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere…  

“Kızılcık Şerbeti’nde ne izledik? | İnceleme” için bir yanıt

  1. Çok güzel bir inceleme olmuş, devamını merakla bekliyorum! Önümüzdeki bölüm daha çok kıvılcım ve ertuğrulu konuşuruz gibi hissediyorum, konuşmaya değer bir çift olacaklar bence

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Korunan İçerik!