Kağıttan Hayatlar: Başkalarının Çöpe Attığıyla Hayat Kurmak

Herkese tekrardan merhabalar. Umarım haliniz vaktiniz yerindedir.  Belki birçoğunuz çoktaan izledi, birçoğunuzun da haberi yok henüz. Ama ikinci şık çok düşük bir ihtimal.  

Size içeriği dram olan, Netflix yapımı bir filmden bahsedeceğim. Filmin başrolünde “Mehmet” karakterine hayat veren Çağatay Ulusoy var. Çağatay Ulusoy’un oyunculuk performansını çok beğenirim, bu projede de döktürmüş. Ayrıca “Ali” rolündeki Emir Ali Doğrul da çok iyi performans sergilemiş bence. Tabii filmde Selen Öztürk ve Turgay Tanülkü gibi saygı değer daha başka oyuncular da mevcut.  

Kağıttan Hayatlar Ne Anlatıyor?

Öncelikle oyunculuk performansları beni doyurdu. Performans bakımından bir eksik gedik fark etmedim. Öyleyse Filmin konusuna ve anlatmak istediklerine, en azından bir izleyici olarak benim anladıklarıma gelelim…  

Mehmet karakteri, çocukluğunda annesi tarafından terk edilmiş bir adam. Dolayısıyla başında anne ve baba ya da ona sahip çıkacak başka bir aile büyüğü olmadığı için kendi kendini yetiştirmiş. Sokaklarda öğrenmiş hayatı ve insanları. Geçimini de kağıt toplayıcılığı yaparak geçirmiş. Aslında Mehmet, başında ailesi olmasa da tek başına değil, beraber iş yaptıkları ve kaderleri hemen hemen aynı olan çocuklar da var. 10-15 kişilik bir ekip kurmuşlar ve aile olmuşlar. Herkes gün içinde işine gidip geliyor ve topladıkları paraları Mehmet’e teslim ediyor. Para biriktiriyorlar yani.  

Mehmet ele başı gibi bir şey. Patrondan hallice. Hem herkesten yaşça büyük olduğu için hem de hakimiyet sağladığı için. Bir de onun yaşına yakın olan, lakabı “Gonzales” olan ama gerçek ismini filmde öğrenemediğimiz bir adam var. Mehmet’in başına ne gelse anında yanında bitiyor. Kan bağı olmayan iki kardeş gibiler yani.  

Ayrıca Mehmet hasta. Çok hasta. Hasta olduğundan ve sıklıkla fenalaştığından ötürü arkadaşı Gonzales, kendisine işe çıkmaması gerektiğini söylüyor ama Mehmet söz dinlemiyor. Burnunun dikine gitmeyi seven ve kuralları olmayan bir adam. 

Bir gün Mehmet mekandayken, içeriden gelen birtakım tıkırtı sesleri işitiyor ve sesin kaynağını bulmaya çalışıyor. Başta arabanın çevresinden fare çıkıyor ama ses devam edince daha dikkatli inceliyor. Ses Gonzales’in kağıt arabasından geliyor. Mehmet ilk başta arabadaki sesin kaynağının kedi olduğunu zannediyor ve arabayı deviriyor kedinin çıkması için, ama arabanın içinden kedi yerine 8-9 yaşlarında bir çocuk çıkıyor ve korkarak saklanıyor. Mehmet çocuğu görünce şaşırıp kalıyor doğal olarak. Çocuğa sözleriyle güven verdikten sonra karnını doyuyor ve çocuğun kim olduğunu ve nasıl buraya düştüğünü soruyor. Böyle böyle muhabbet ilerliyor ve Mehmet, Ali’de kendi çocukluğunu gördüğünden ötürü epey bağlanıyor ona ve sahip çıkıyor. Gel zaman git zaman Mehmet, Ali ile sağlam bir ilişki kuruyor.  

Mehmet bir süre sonra çocuğu iyi olduğunu göstermek için annesine götürmeyi planlıyor ama bir şeyler ters gidiyor… Orası gizli kalsın şimdilik.  

Mehmet’in Ali’ye bu kadar sağlam bağlanmasının sebebi, kendi çektiği acıları çocuğun çekmesini istememesi ve onu sevgi dolu büyütmek. Daha fazla devam etmeyeceğim çünkü ilerisi spoi. Şştt…  

Kağıttan Hayatlar’ı Nasıl Bulduk?

Ben filmden epey etkilendim ve başarılı buldum. Çünkü filmde birçok alt metin var. Benim yaptığım en sağlam çıkarım, mutluluğun lüks ve zenginliğe bağlı olmaması mesela. O hayatlarını kağıt toplamakla geçiren kimsesiz çocukların mutlu olması için hiçbir sebep yok göründüğü kadarıyla, ama işlerini yaparken eğleniyorlar. Aynı kadere mahkum olan arkadaşları ile birlik olup, birbirlerini kolluyorlar. İşlerini severek yaptıkları için onlara kötü gelmiyor bu durum. Her nasıl öğretmenlik, doktorluk, mühendislik ve benzeri meslekleri yapan insanlar emekçiyse bu insanlar da en az onlar kadar emekçi. Beraber eğlenmeyi ve hayata tutunmayı biliyorlar. Zengin yaşam sürmelerine gerek yok.  

Zaten bence filmin vermek istediği mesajlar arasında bu durum.  

Filmin sonu beni derinden etkiledi… Sonunu tahmin etmeye çalışarak izlemediğim için şaşırttı beni. Beklemiyordum öyle bir son.  

Normalde dram dizi ve filmleri konusunda hassas olduğum için bu tür işler izlemeyi tercih etmem, ama bu filme karşı gardımı indirmek zorunda kaldım, merakıma yenik düştüm ve izledim. Çok ağır dram yok. Sadece bazı sahnelerde film türü gereği boğazına bir düğüm atmadan bırakmıyor. Dramatik kısımlar çok iyi zamanlanmış, sürekli acıtasyon yapıp ağlayan karakterler yok, aksine bu tür şeyleri kara komediye çeviren karakterler mevcut. Bazı yerlerde hüzünle gülüyorsunuz, bazı yerlerde ise komiğinize giden diyaloglara gülüyorsunuz, bazı yerlerde ise ağlıyorsunuz. Tüm duygular yerli yerinde verilmiş anlayacağınız.  

Evet… benim inceleme ve yorumum bu kadar. Çok fazla spoiler vermemek için uzatmadım. Umarım güzel ifade edebilmişimdir. Okuduğunuz için teşekkür ederim.