Gain Dizisi ”Kurtuluş Lisesi” İncelemesi

Öncelikle hepinize merhaba! Nasılsınız? Umarım keyifler yerindedir. Değilse de umarım yakın zamanda yerine gelir…

Bu yazımda sizlere Türkiye’nin ilk Japon manga uyarlaması olan orijinal Gain dizisi “Kurtuluş Lisesi” eşlik edecek.

Format Koordinatörlüğünü benim de zamanında eğitim aldığım ve yaptıkları işleri 4 senedir çok yakından takip ettiğim HECE Medya üstlenmiş. Yapımcısı ise eskilerin jön oyuncusu Tolgahan Sayışman’ın kurduğu “Han Medya” Yönetmen koltuğunda Müge Uğurlar otururken senaryoyu Makbule Kosif ve Gülsev Karagöz yazmış.

Dizinin kadrosunda ise Miray Akay, Aslıhan Kapanşahin, Aslıhan Karalar, Cansu Sabancı, Erdem Şanlı gibi genç yetenekler yer alıyor.

Ben dizinin afişlerini ilk gördüğümde isminden ve yüzü çamur lekesiyle kaplanmış öğrencilerden dolayı eskilerde geçen bir dizi sandım. Yani tarihsel savaş konuları işlenmiş sandım ve ilgimi çekmedi. Lakin bir süre daha paylaşımları karşıma çıkınca konusunu da okudum ve ilgimi çekti.

Yukarıda da belirttiğim gibi dizi orijinal Gain platformuna ait bir dizi ve 1 sezon 12 bölümden oluşuyor.

Şimdi gelelim dizinin konusuna :

Klasik lise film ve dizilerinde karşılaştığımız bir okul ortamı görüyoruz aslında. Bir tane oldukça zengin ve havalı kız, kızın ise yanında iki tane aynı havada gezen yardakçıları. Bir tane de o kızlar tarafından eziklenip hor görülen fakir, kendi halinde takılan bir kız.

Bu üçlü, fakir kızla sürekli alay edip psikolojisinin içine ederken ilahi adaletin hayatlarına girmesi çok uzun sürmüyor.

Okulda öğretim elemanlarının düzenlediği bir kamp seyahatiyle başlıyor hikaye. Bu kampta öğrencilerin hepsi davranış notu alacak. Etkinlikle karışık kısa süreli tatil gibi anlayacağınız.

Öğrenciler otobüse binip yola çıkıyor. Ek sefere mecbur bırakılan uykusuz ve sinirli otobüs şoförünün uyuya kalarak arabayı yanlış yola saptırmasıyla korkunç bir kaza meydana geliyor öğrencilerin büyük bir çoğunluğu vahşice hayatını kaybediyor.

Hayatta kalan tek kişiler ise şımarık kızın iki yancısı olan Nehir ve Beste; annesi olmadan hiçbir şey yapamayan adeta kavanozda büyütülmüş Defne; anne ve babası hayatta olmadığı için kardeşlerine bakmak zorunda kalıp güçlü olmak zorunda bırakılan çalışkan Yaren; Okulda sürekli aşağılanan, alkol bağımlısı babasından sürekli dayak yiyen psikolojisi bozuk olan fakir Asiye…

Hikayemize bir sürü öğrenciyle başlasak da bu grup ile devam ediyoruz.

Kazadan sonra Nehir ve Beste şok içinde etrafa bakıp korkudan titrerlerken grubun şımarık kızı Melis’in cesedini bulduklarında deliriyorlar. Bunu gören Asiye’nin keyfine denecek olmuyor. Çünkü artık kendisine sürekli psikolojik şiddet uygulayan, yerinde olsaydım intihar ederdim ölürdüm gibi acımasız şeyler söyleyen kız artık ölü. Bu durum Asiye’ye müthiş bir keyif veriyor ve kartlar bu oyunda yeniden dağıtılıyor.

Ben bu feryat yakma sahnelerinde ve karakter anlatısı kısımlarında Aslıhan Karalar’ın oyunculuğunu çok beğendim. Zaten genel olarak Miray Akay, Aslıhan Kapanşahin ve Cansu Sabancı başta olmak üzere gençlerin karakterlerini bu denli pekiştirip sahnelerde paslaşmaları çok akıcıydı. Kızların oyunculuğuna denecek yok.

Asiye, okulda öğretmenleri Nedim’in ekim için verdiği orakla tüm kontrolü ele alıyor ve hayatta kalanları kendine kukla olarak seçiyor. Herkes bir süre orak Asiye’de olduğu ve canları tehlikede olduğu için Asiye’ye boyun eğiyorlar. Tabii bu esnada sadece Asiye’nin değil, grubun diğer üyelerinin de başlarına gelen olaylardan sonra içlerindeki karanlık yönler açığa çıkıyor.

Hikayenin ilerleyen sürecinde her türlü duyguyu yaşamanız mümkün. Özellikle genç oyuncuların performansı o kadar iyiydi ki adeta oyunculuk resitali izlediğimi söyleyebilirim. Bu film ve dizi işlerinin teknik kısımlarıyla ilgilenen radyo ve televizyoncu olarak diziyi izlediğim süreçte bir an olsun onları oyuncu olarak düşünmedim, karakterleri öyle inandırıcı ve akıcı oynamışlar kanımca.

Ayrıca bence oyuncuların rol yaptığı sahneler çok zor. Sürekli yapay kan ve çamur içindeler, ıslanıyorlar, pisler, dağ bayır çıkıp durdukları için sürekli hareket halindeler yorgunlar ama hiçbir performans kaybı yaşamamışlar. Hepsi adeta dizi sürecinde gerçek kimliklerinden tamamen sıyrılıp karakterlere kendilerini adamışlar.

Benim dizide eleştireceğim iki nokta var. Bunlardan bir tanesi şımarık kızın Asiye’yi ezdiği sahnelerin yapaylığı…

Mesela benim aklımı tırmalayan en elzem şey “Bu kız neden Asiye’den bu kadar nefret ediyor? Bu denli nefret besleyip acımasız davranması için Asiye’nin bir vukuat işlemiş olması gerek.” Sorusuydu. Yani kızın yaptığı zorbalık öylesine ufak darbeler de değildi. Eni konu saf bir nefret besliyordu Asiye’ye karşı. Bu ikili arasındaki çatışma bayağı havada kalmış.

İkinci olarak ise bölüm girişlerinde yer alan seslendirmeler… Oyunculuklar çok keyifli olsa da klip havası veren bölüm girişi sahnelerinde karakter kendini seyirciye anlatırken hayatını değil de önünde yer alan bir kitaptan metin okuyor gibiydi. Oysa görüntü olarak sahneler şahaneydi. Bu özellikle Selim karakterinde çok göze batıyordu. Seslendirme kısmında Selim karakterinin diksiyonu çok eksikti ve asla duygu geçirmiyordu. Kızların seslendirmelerinde bu kadar göze batan bir durum yoktu.

Ayrıca karakter hikayelerini ne kadar beğensem de Selim karakterinin acımasızlığı çok zayıf işlenmiş. Babası komutan olan her erkek çocuk şiddete eğilimli büyümek zorunda değil. Bu biraz talihsiz bir işleyiş olmuş. Özellikle komutan babanın çiftliklerindeki tavuğu boğazından kapıp “Güçlü olmak” adı altında hayvanı yok yere öldürtmesi beni çok rahatsız etti. Çünkü altı boş ve aşırı gereksiz bir sahneydi.

Yani özetle, sadece Selim karakterini ve hikayesini beğenmedim. Bana geçmedi.

Beste, Nehir, Yaren, Defne ve Asiye’nin hikayesi gayet iyi işlenmişti. Sadece zayıf gördüğüm bir nokta, Asiye’nin eziyet gördüğünü izlediğimiz bir sekansta Nehir’in ona bakarken kendi eziyet gördüğü zamanı hatırlamasıydı. Ormanlık alanda olaylar geliştiği müddette Asiye ile buzları erittiği süreçte kendi zorbalanma geçmişinden bahsetseydi karakterin hiç havada kalan yanı olmazdı. Nehir’in havada kalan tek yönü buydu kanımca. Başrol ve en dikkat çeken karakterlerden biri olduğu için havada kaldığını düşündüğüm kısım biraz gözüme battı ama çok büyük eksik değildi yine de.

Ek olarak güç kavramı da güzel işlenmiş kanımca. Asiye sadece orak elindeyken diğerlerine büyük öz güvenle meydan okurken orak karşı tarafa geçince saniyeler içinde okuldaki ezik Asiye’ye dönüyordu. Orağı eline alıp meydan okuyan herkes bambaşka birine dönüşüyordu.

Dizi genel olarak arkadaşlık ve zorbalık üzerinden gayet başarılı işlenmiş. Çok spoi verip tadı kaçırmak istemediğimden uzatmayacağım. Detay vermediğim enfes sahneler var.

İzlemenizi kesinlikle öneririm. Özellikle macera ve dram türünde gençlik dizileri seviyorsanız…

Benden şimdilik bu kadar. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Görüşmek üzere.