FURTUNA VE KOÇARİ: İMKANSIZ BİR AŞKIN HAYALİ

FURTUNA VE KOÇARİ: İMKANSIZ BİR AŞKIN HAYALİ

Yeni bir Taşacak Bu Deniz bölümü ve yine ben 😊 Biliyorsunuz Taşacak Bu Deniz 10 Ekim’de TRT1’de yayın hayatına başladı ve ekran yolculuğuna fırtına gibi eserek devam ediyor. Dolu dolu bir içerik ve dikkatimi çeken fazlaca detay var içinde. Hem bu yüzden hem de Ayşe Ferda Eryılmaz ve Nehir Erdem kaleminden bir iş olduğu için bu dizinin yorumunu yapıyor olmak çok kıymetli benim için.

Dizinin ilk bölüm yorumunu da yapmıştım, dileyenler buradan okuyabilirler… Üçüncü bölüm de 24 Ekim (Cuma) akşamı yayınlandı. Ve dizi ekibi her bölümde bir önceki bölümün de üstüne çıkan kalitede bir yeni bölümle karşımıza çıkmayı başardı.

Ve işte imkansız aşkların hikayesi…

Gözlerimiz kimi zaman buruk duygularla, kimi zaman hüzünle doldu… Yüreğimizden taşanlar, hüzün bulutları ile yağdı gözlerimize… Hissettirdikleri duygularla, replikleriyle, atmosferiyle ve aslında tanıdığımız hikayelerle kalplerimize dokunmaya devam etti bu harika ekip.

Bugün başta Esme ve Adil olmak üzere geçmişin yarasının nasıl kabuk bağlamadığından, kıymet verilen değerlerden, vazgeçişlerden ve kaybedilen hayallerden bahsedeceğiz genel anlamda. Çünkü özellikle bu bölüm imkansızlık temasını çok daha yoğun hissettiğimiz bir bölüm oldu. Üzerinde durulacak çok konu var ancak ben dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım derdimi.

Her zamanki gibi yazının “spoiler alert” kısmından sonrasını henüz bölümü izlememiş olanların okuması tavsiye edilmez. Bölümleri izledikten sonra bekleriz efendim 😉

!!! SPOİLER ALERT!!!

Diziden yaptığım şahsi çıkarımlarıma, yorumlarıma ve varsayımlara eşlik etmeye hazırsanız başlıyoruz! Sıkı tutunun!

GÜNAHLARIN PRANGASI

Eleni Miryano… Kalabalık bir yalnızlığın ortasından çıkagelmiş biraz sevgi, biraz şefkat ve köklerini arayan genç bir kız. Bilmediği kara bulutların arasına sıkışmış bir gün ışığı. O ışığıyla karanlık köşelere saklanmış sırları aydınlatmasın diye karabasan olup üzerine çöken Furtuna Köyü…

Acımasızca kıza zulmetmeleri yetmezmiş gibi işledikleri günahın cezasını Eleni’ye kesmek isteyen koca bir güruha karşı, Eleni’nin sığınacağı iki liman var. Biri burada tanıştığı ona yabancı olan babası, diğeri her ne kadar ona karşı olan güveni sarsılmış olsa da Oruç Furtuna.

Oruç, her şeyiyle gerçek bir karakter. Saf iyi ya da saf kötü değil. İçinde merhamet ve adalet duygusu yüksek olsa da Zarife Furtuna tarafından kinle ve Furtuna gelenekleriyle büyütülmüş bir adam. Ondandır ki istemediği halde Sevcan ile nişanlanmayı kabul etti. Sandı ki geleneklerine tutunmak yüreğinin iplerini elinde tutmasını sağlar, omuzlarına binen yük belki o zaman binmez… Ama yanıldı.

Zarife’nin 21 yıl önce işlediği günah onca yılın ardından gelip kendi oğlunun prangası oldu.

Oruç, Eleni’nin en zor anlarında sanki annesinin günahını temizler gibi yanında. Bunun yanında sadece kazanmak arzusuyla yanıp tutuşan Sevcan kaldığı yol ayrımında verdiği kararla karanlık tarafa adımını attı.

Gencecik bir kızı elindekini kaybetmek korkusuyla Karadeniz’e gömdüğünü sandığı anda Oruç yine Eleni’nin yanındaydı.

Eleni’nin ise bambaşka bir hikayesi var. Kalabalıkların içinde yalnızlığa hapsolmuş küçük bir kız var yüreğinde sakladığı. Ondandır ki yaşadığı tramvatik anda bile zihnine düşen onu büyüten annesinin ondan esirgediği sevgi…

Sarılamadığı, öpülmediği için kendi yansımasını öperek gülümseyen küçük bir kız… Gerçek ailesi onu öğrendiğinde sevgiyle sarılıp sarmalanacağından habersiz.

GÜVENLİ LİMAN

Oruç, Eleni’yi Furtuna’da bildiği tek güvenli limana Esme’nin yanına getiriyor. Aralarındaki ilişki daha tam olarak yansıtılmadı bize ancak Oruç Esme’yi öz ablası gibi görüyor ve koruyor. Onun merhametini de, deliliğini de çok iyi biliyor ve annesinden hatta kardeşinden önce ona güveniyor.

Ancak Eleni için işler farklı. Furtuna Köyü onu sürükleyerek araziden çıkaranların, yemek ve yatak vermeyenlerin, onu öldürmek isteyenlerin köyü. Esme ve Oruç onu korumaya çalışsa da bazı anlarda sessiz kalışları Eleni’nin o güveni bulamamasını sağlamış belli ki. O yüzden Karadeniz’de gözü kapalı güvendiği tek kişiyi istiyor yanında: Babasını…

Çünkü Adil’in ona yapılan zulme karşı sessiz kalmayacağından ve onu koruyacağından emin.

“Hayatımı kurtardın sağol ama Karadeniz’de ondan başka güvendiğim kimse yok.” – Eleni

Bunun bir sebebini de şuna bağlıyorum. Eleni bir şekilde onu büyüten babasından sevgi görmüş, o yüzden Adil’de içten içe o baba sevgisi ve şefkatini hissediyor yaşını genç bulmasına rağmen. Ama onu büyüten annesinden hiç sevgi görmemiş. Esme ile aralarında hep belli bir mesafe kalmasının ama Adil ile gayet samimi olmasının sebebi bu. Eleni bir baba tarafından sevilmek nedir biliyor ama bir anne tarafından sevilmek nedir bunu bilmiyor.

Adil’in kapıyı çalmasıyla Eleni’nin zihninde bir şeyler oturmaya başladı. Bir çeşit ses eşleşmesi gibi… Ve ona birinin vurduğunu hatırladı. Eleni’nin Adil’e sığınışı, Esme’nin kızın ellerini tutarak verdiği destek… Bilmeden ilk kenetlenişleriydi birbirlerine. Onlardan çalınan yıllara rağmen ruhları birbirlerini kolayca bulmuştu.

“Düşmanlık işte kızum, hep masumu vuruyor.” – Adil Koçari

Bu bir imtihan ama kimin imtihanı bilinmez. Herkesin payına düşen bir şeyler var sanki… Günaha ortak olanlar günahlarının bedelini, merhametiyle mazlum bir genç kızı sarıp sarmalayanlar mükafatını alacak elbet… “O da birinin kızı…” diyerek onu kollayan Esme ve Adil kendi kızlarının canını koruyacaklar o olduğunu bilmeden…

Eleni’nin her şeyi hatırladığı an yaşadığı dehşeti, ölüm korkusunu o kadar iyi yansıtmış ki Ava Yaman, mimiklerinden bile duyguyu almak mümkün hale geliyor. Genç yaşına rağmen dizide taşıdığı yük ve kazandığı beğeniyle Ava bu sene çok konuşulacak bence!

GEÇMİŞE AĞIT

Bir sevdaya düşmüş, düştükleri sevdanın da cezasını çeken iki yaralı aşık Esme ve Adil. İçlerinde yıllardır kanayan bir yara ve vazgeçemedikleri sevdalarıyla aralarına her geçen yılda yeni duvarlar örmüşler. Birbirlerini bile göremez olmuşlar…

Kapının iki yanında durdukları sahnede de bazı mesajlar var gibi geldi bana. Aradaki perde aralarındaki duvarlar gibi… O duvar önceden katı ve diğer yanını göstermezken şimdi daha saydam. Eleni’nin gelişi o duvarı saydamlaştırmış gibi… Net olmasa da artık o engellerin arkasından birbirlerini görebiliyorlar. Şimdilik ikisinin de o kapıyı açmaya niyeti yok… Ve nedense o kapı bu sebeple bir eşiği sembolize ediyormuş gibi geldi bana.

Ayrıca Esme’nin bir tarafta, Adil ile Eleni’nin bir tarafta olması da şu anki durumlarını anlatır gibi. Eleni, Esme’ye karşı ilk zamanki kadar katı değil ama aralarındaki bağ Adil ile arasındaki bağdan da uzak. Biraz imkansızlığın vurgulandığını düşünüyorum bu noktada. Esme’nin tüfekle onları koruması ise sustukları sayesinde Adil’i ve bilmeden de olsa kızını koruduğu hissini oluşturdu bende.

Sahnenin sonunda Esme ve Adil’in arasında onları birleştirir gibi Eleni’nin görüntüsü beliriyor. Hemen ardından da gün doğumu… Burada şöyle bir detayı vermek gerekiyor. Eleni ismi “gün ışığı” anlamına geliyormuş.

Eleni, adının anlamına yakışır şekilde etrafı aydınlatarak anne ve babasını hapsedildiği karanlıktan kurtaracak ve 20 yıldır yapamadıkları hesaplaşmayı yapmalarını sağlayacak. Sanırım bundandır ki ilk tanıtım metinlerinde de Eleni’den “kurtarıcı” olarak bahsedilmişti.

"Bir gün elbet anlarsun
O günlere yanarsun oy
Pişmanluk fayda etmez
Oturur da ağlarsun..."

SIR, PLAN, İNTİKAM

Kendi ailesi için her şeyi yapan ancak başka kimseye merhamet etmeyen bir aile Furtuna ailesi. Kendi menfaatlerini korumayı, bu yolda kendi canından olmayanı harcamaktan hiç kaçınmayan bir aile. Bu bölüm onlar hakkında konuşulacak çok şey var. Ama sıra sıra gideceğim.

İlk bölümden beri dikkatimi çok çeken bir karakter Hicran. Bakışlarıyla, mimikleriyle yüreğindeki kötülüğü dışa yansıtmaktan çekinmeyen bir karakter. İlk başta Adil’in yaralı şekilde sağlık ocağına getirildiği sahnede ona bakışı dikkatimi çekmişti, sonra Esme ile aralarında daima olan gerginlik ve Esme’nin Hicran’a olan tahammülsüzlüğü… Derken bu bölüm karakter adına somut bir adım atıldı.

Adil – Hicran karşılaşması.

İkisinin de birbiriyle karşılaşmaktan dolayı duyduğu rahatsızlık ve gerginliği hissettiğimiz bir sahneydi. Aralarında değişik, gergin bir elektrik var ki, Hicran “Sonuçta benim de çok iyi bildiğim gibi, sağa dokunan yanar.” diyerek bize bu sorunun cevabını geçmişte aramamız gerektiğini gösterdi. Olay saf Koçari-Furtuna düşmanlığının dışında belli ki.

Açıkçası ilk bölümden beri Hicran’ın geçmişte Adil’e bir ilgisinin olduğu düşüncesi zihnimde dolanıyor. YouTube için özel yayınlanan içerikte Adil’in horonda Esme’nin sağ koluna girdiği ve ikilinin konuştuğu andaki bakışları durumdan rahatsız gibi… Ki izlediğimiz bölümlerde de Esme ve Adil’i yan yana gördüğünde onları izlerken görüyoruz Hicran’ı genelde.

Benim aklıma gelen şu, Hicran Adil’den hoşlanıyordu ama Adil’in gönlü Esme’deydi. Belki de Esme hamile olduğunu ilk Hicran’a söyledi ve Hicran gidip diğerlerine yetiştirdiği için Adil ile Esme kaçamadı. Ya da onları ayırmak için bir iftira attı ama onu da etkiledi bu iftira. Çünkü Adil de ona “Seni ben yakmadım yalnız. Kendin ettin ha oni…” diyerek karşılık verdi.

İşin aslını öğrenmek için erken ancak Hicran’ın Adil ve Esme’nin ayrılığında pay sahibi olduğu çok açık.

Bölümün asıl dehşete düşüren karakteri ise net Zarife’ydi. Evet ilk bölümden beri ne kadar kötü biri olduğunu biliyorduk ama acımasızlığını her bölüm farklı karakterler üzerinden görmek korkutucu gerçekten.

Zarife dinine bağlı bir imaj çizmeye çalışsa da kimi zaman sözleriyle bu noktadan çok uzakta. Çünkü haklı olduğunu, kendini savunduğunu düşünüyor. En önemlisi ailesini korumak için yaptığı her şeyi mübah sayıyor. Furtunalıların gelini olmasına rağmen soyadının gücünden midir bilinmez sualsiz bir bağlılığı var aileye. Özellikle de Şerif’e.

Muhtemelen Esme’nin “abi” dediği Şerif ile evlenmesi planı da Zarife’den çıkma. Esme’yi aileden görmüyor ve onu korumak gibi bir derdş yok. Onun iyiliğini istermiş gibi görünmeye çalışsa da Esme’nin de bunun farkında olduğunu düşünüyorum. Arazi konusunda hırslanmasının sebebi de Esme’nin ekmek teknesi olması değil, kaybetmeye ya da Koçari’nin kazanmasına tahammül edememesi.

Kan davası yüzünden eşini, çocuklarının babasını kaybetmiş ancak tek sebebi bu mu bu düşmanlığının bunu anlayamıyorum. Çocuklarını da böyle bir kinle büyütmüş. Oruç bir şekilde kendini sıyırmaya çalışmışsa da İso pek başaramamış. Belli ki annesine Oruç’a oranla daha düşkün. Yoksa tek bir sözüyle Fadime Koçari’yi kaçırmazdı.

Zarife’nin kestiği örülü saça Fadime’nin verdiği tepki de çok yüksekti. Belli ki saçlarının ya da o örgülü kısmın onun için farklı anlamları vardı. Kaybettiği annesi ve babasıyla ilgili olabilir mi bilinmez ama sırf İso ve Zarife dokundu diye saçlarını kestirdiğine göre bambaşka bir Fadime göreceğiz bundan sonra.

+ “Yunan munan o da birinin kızi…” – Esme Furtuna

– “Ama senin kızın değil Esme.” – Zarife Furtuna

Evladı yaşadığı halde evlat acısı yaşattığı Esme’nin kabuk bağlamak bilmeyen yarasına tuz basmaktan kaçınmadı Zarife. Amacı can yakmak mıydı, Esme’yi Eleni’den uzaklaştırmak mıydı bilinmez ama acılı bir annenin gazabından nasibini aldı.

İşte tam da bu sebepten birbirlerinden çok farklılar Esme ve Zarife. Zarife iki çocuk büyüttüğü halde şefkatten, merhametten ve empatiden yoksun; sadece kendi çocuklarına annelik yapabilen bir kadın. Esme ise tek çocuğunu öldü bildiği ve anneliği tadamadığı halde tüm çocuklara yetecek bir şefkate sahip. Ki bunu diğer karakterlerle olan ilişkilerinden bile anlıyoruz.

En basitinden Zarife’nin kendi çocukları bile merhamet aradıklarında kendi annelerine değil Esme’nin yanına gidiyorlar.

Zarife Fadime’nin saçlarını acımasızca keserken, Esme onun için bir yabancı olan Eleni’nin saçlarını tarıyordu. Bu sahne geçişi bölümdeki en güzel örnekti bu farka.

ÇALAN TEHLİKE ÇANLARI

Zarife herkesi kendi gibi sandığından Adil için bir plan hazırlıyor. Fadime’ye karşılık arazi… Adil’e verdiği örülü saçla ve “İso Fadime’yi kaçırdı.” cümlesiyle farkında bile olmadan kendi oğlunun ölüm fermanını imzalıyor. Zarife tam da böyle bir kadın işte. Hırsı gözünü öyle bir karartıyor ki kendi canından olanı bile ateşe atabiliyor.

Adil dehşetini ve üzüntüsünü yansıtmamaya çalışsa bile herkes yaşanabileceklerin farkında. Ailesindeki herkesi kaybetmiş, geride sadece kız kardeşi kalmış bir adamı kardeşiyle vurmak riskli bir hamleydi ve Zarife bu riski düşünmeden aldı.

Zaten Zarife’nin hamlesini o an öğrenen ve inanamayan Esme ve Oruç’un ilk düşündükleri şey İso’nun göreceği zarar olsa da Eleni’nin “Hainsiniz!” çıkışı da sarsılmalarına sebep oldu bence. O çıkıştan sonra özellikle Esme ve Oruç gösterildi. Çünkü Eleni gibi masum ve iyi bir kızın gözünde bu acımasızlıkta insanlarla aynı yerde gösterilmek fazla geldi onlara. Esme de Oruç da Furtuna ailesinde bulunmayan merhamete sahip iki karakter çünkü.

Koçarilerin yanında Esme ve Oruç da Fadime ve İso’yu aramaya çıkıyor. Endişeleri İso’nun canına zarar gelmesi bunun yanında Zarife Koçari’nin Fadime’yi bulamayacağından emin. Ancak atladığı bir isim var: Şirin Furtuna. Şirin Furtuna oğlu Şerif’e zarar gelmemesi için her şeyi yapabilecek bir kadın. Nitekim Şerif’i kandırarak ağzından Fadime’nin tutulduğu yeri öğrenip Adil’e haber verdi.

Koçari adaleti sahnesi ise bölümün en çarpıcı sahnelerinden biriydi. Müziğiyle, oyunculuklarıyla muhteşemdi! Ulaş Tuna Astepe, Deniz Baysal ve Burak Yörük ayrı ayrı devleşmiş adeta.

Esme de Oruç da itiraz etti. Oruç’a geçit verilmedi ama Esme’nin Adil’in yanına çıkmasına engel olmadılar. Adil Koçari’nin ağzından genelde duyduğumuz şey “affetmem!” İso için de aynı düşüncedeydi. Bir şeylerin uğruna acı çekse de kendine yapılan haksızlığı sineye çekmiyor belli ki. Esme’ye de hala kırgın olması bu sebepten… Öyle ki Esme, “Affedersen ne istersen yaparım.” dediği halde affetmeye yanaşmıyor İso’yu.

“DÜN DEHŞETTEYDİM!”

Adil, bu bin yıllık kan davası süresinde annesini, babasını, sevdiği kadını ve bilmese de kızını kaybetmiş bir adam. Tüm bu kayıpların yaşattığı acı, kardeşi Fadime’nin değerinin daha da fazla olmasına sebebiyet veriyor. Adil’in -bildiği kadarıyla- hayattaki tüm varlığı Fadime. Haliyle ona zarar veren herkese karşılığını vermek istiyor.

Eleni’nin Niko’suna sorup da eline verilen örgülü saçta 4000 saç teli olduğunu öğrenince Zarife’nin cezasını kesmek için 40 dönümlük çaylığını yakmış. Zarife gibi bir kadına verilebilecek en büyük cezalardan biriydi belki de çok övündüğü çaylıklarından edeceği zarar…

Esme’nin ise derdi başka. Adil konuyu anlatırken “Siz üçünüz ha geldiniz de bağa dediniz ya” dediği için kendini aklama peşinde. Bazı durumlar karşısında kendisinin de hatalı olduğunu bildiği kararlar almış belki de geçmişte. O yüzden şimdi Furtunalarla suç anlamında bir tutulduğu her konuda kendini açıklamaya çalışıyor, yeminler ediyor. Adil ise Esme’nin dürüstlüğüne güvense de geçmişten kalan hatıraları Esme’nin sözüne inanmasını engelliyor bazen.

“Ben senin yeminlerinin üstünü çizeli çok oldu Furtuna gelini…” – Adil Koçari

Ama kabul etmeliyiz ki Esme ve Adil’in iki inatçı keçi gibi birbirleriyle inatlaştıkları anları izlemek büyük bir seyir zevki veriyor. Esme’nin asla geri adım atmaması, Adil’in yangazlıklarıyla onu atlatmaya çalışması… Müthiş bir sahneydi Esme’nin Fadime’den özür dilemek için Adil’in arabasına binmeye çalıştığı anlar. Ancak bize daima geçmişi hatırlatan bir şeyler oluyor sahnelerde. Burada da Esme’nin annesi ve Emine’nin yaşanan her şeyi görmesiydi…

Geçmişten koptukları, kendilerini ana bıraktıkları zamanlarda ikisi de 21 yıl öncesine dönüyorlar. Sanki bu kan davası, ayrılıklar hiç olmamış, acılar hiç yaşanmamış gibi o tertemiz oldukları yaşlarına dönüyorlar. Böyle olunca biz de geçmişi daha çok merak ediyoruz tabii.

TUTULAMAYAN YEMİNLER

Esme onca yılın ardından Koçari Konağı’nın önünde… Gözlerindeki hayranlığı görmemek imkansız. Kendini tutamadığı, gardını indirdiği anlarda geçmişe, Adil ile olan anılarına duyduğu özlemi görmemek mümkün değil.

“Bir gün ha bu Koçari’nin zirvesine Furtunalardan daha güzel bir konak yapıp seni de gelin olarak oraya götürmezsem bana da Adil Koçari demesinler demiştim.” – Adil Koçari

Sevdiği kız Furtuna Konağı’nda cam siliyor diye etmiş bu yemini Adil Koçari. İmkansızlıklar içinde öyle güzel sevmişler ki birbirlerini… Hiç bunca acıyı göğüsleyeceklerini düşünmemişler. Esme gülüşlerini, Adil umutlarını kaybetmiş bu fırtınada. Bir zamanlar gelini olarak gireceği kapıdan şimdi Furtuna gelini olarak, Adil’,n babasının katilinin eşi olarak giriyor Esme.

Adil’in önüne terlikleri bıraktığı anda düşünmeden edemedim. Furtuna Konağı’nda o küçücük yaşında nelerle mücadele etti acaba Esme. Ona hiç değer verdiler mi, hiç böyle karşılandı mı gelini olduğu o konakta…

“Kadere de aşk olsun, yazdi kavuşturmadı…” – Ğezep

Dizide ilişkisini en merak ettiğim ikililerden biriydi Esme ve Fadime. Bir zamanlar Adil ve Esme sevgiliyken nasıldı ilişkileri, nasıl anlaşıyorlardı mesela? Şimdiki halleri ise tahmin etmek pek zor değil. Nasıl ki Adil için Fadime çok kıymetliyse Fadime için de Adil çok kıymetli. Belli ki ayrılığın ardından abisinin yaşadıklarını gördüğünden, üstelik Esme’nin babalarının katili Şerif ile evlenmesinden dolayı düşman olmuş Esme’ye…

Sahnede dikkatimi çeken diğer bir detay ise Esme’nin “Bu düşmanlık ezeli ebedi var. Furtuna kız bin yıl önce Koçari uşağa sevdalandığından beri var bu yangın.” demesi. Belki de tahmin ettiğimiz gibi bu düşmanlığın içinde sevdalık besleyen birileri daha vardı… Kim bilir belki kan davasının başlangıcı da çok da uzak olmayan bir geçmişe dayanıyordur…

“Birbirimize haram ettiğimiz hayatlardan helallik yoklayıp alamadığımıza göre… Ben seni eve bırakayım…” – Adil Koçari

Kapı önündeki sahne ise bölümün en çarpıcı sahnelerinden biriydi… Adil’in hala alışkanlıkla Esme’nin ayakkabı giymesi için yana kayması, eve girdiğinde terlik vermesi ama gururundan vazgeçmemesi… Halbuki Esme’den bir adım görse o belki koşacak ama Esme de belli ki mahkum bir şeylere…

Kapı kapatılırken Adil’in Esme’nin yüzüğünü görmesi ve kendi elini kapının üstüne koyarak bir nevi kendi yeminini tuttuğunu göstermesi… İkisi de hayatlarına kimseyi almamış, yüreklerindeki sevdayı söküp atamamış ama nefret etmeyi başaramamış. Şimdi omuzları düşük, gözleri yerde, yan yana ama aralarında dağlar var gibi inmeleri Koçari Konağı’nın merdivenlerini kaybettikleri yıllarının acısından…

"Senun yüreğun kanar
Benum içumde yaram
Ay güneşe kavuşur
Bize kavuşmak haram..."

KAYBOLAN YILLARIN ACISI

Masum Eleni ve ona zarar verenlerin dünyasını yıkmak isteyen Adil’in birbirlerinin sabrını sınadıkları anlar harika. Pansiyonda kahvaltı hazırladıkları sahne de bunlardan biriydi ama içime dokunan bir yanı da oldu.

Henüz farkında değiller ama ne Adil ne de Esme kızları hakkında pek de bir şey bilmiyorlar. Adil ıhlamur getiriyor ama Eleni “Ben ıhlamur içmem, kahve içerim…” diyor mesela… Yaşanacak çok acı, sorulacak çok hesap var Adil ve Esme için… Kaldı ki ben ikisinin de gerçekleri öğrendiklerinde kızlarının çalınan çocukluğu yanında kendi annelik ve babalıkları için de hesap soracaklar… Kaybolan yılların acısını telafi edebilirler mi orası bilinmez tabiii…

Bunun yanında bu bölümün Adil ve Eleni sahneleri çok güzeldi bence. Eleni’nin Adil ile Esme arasındakileri sorgulaması, hatta Adil’İn Esme’ye aşık olduğunu düşünmesi, ısrar etmesi ve Adil’in inkar etmek için çırpınışları bölümde yüzümüzde silemediğimiz bir tebessüm oluşmasını sağladı.

Diğer yandan bu bölüm Eleni’nin Esme’ye de adımlar attığını gördük. Esme’nin tarzı ve Furtuna olması nedeniyle başta temkinli olsa da zamanla onun kötü biri olmadığını, duygularını her zaman yansıtamadığını gördü Eleni. Çünkü Esme de artık çekinmeden şefkatini sunmaya başladı Eleni’ye…

Eleni de onu karşılıksız bırakmadı ve gece onunla beraber yatmak istedi… Esme yıllardır taşıdığı acının sahibinin, kızının yanında olduğunu bilmeden onu sarıp sarmaladı, kokusunu içine çekti…

ARALANAN SIR PERDESİ

Esme, Eleni’yi öldürmeye çalışanın kardeşi olduğunu öğrendiğinde Sevcan’a hak ettiği bir muamele ile karşılık verdi ama canına zarar gelmesin diye susma kararı aldı. Hesaplayamadığı şey sadece Oruç değil, Adil de Eleni’yi öldürmeye çalışan kişileri arıyordu.

Esme, Hıdır’ın getirdiği kayıtları imha etmek için Adil’i uzaklaştırdı ancak Adil zeki bir adam. Sayının eksik olduğunu fark ettiğinde Esme’nin peşine düştü. Ve onun bazı kayıtları denize attığını gördü.

“Yine mi? Yine mi hata ettim? Yine mi beni arkamdan vurdun kızım? Yine mi ben? Ula doymadun mu?” – Adil Koçari

Belli ki Adil’in yarası sandığımızdan derin… Ama Esme’nin de mahkumu olduğu şeyler var. Ancak “yine mi hata ettim” sorusu acaba “ben hata yaptım o yüzden Esme gitti” diye düşünmesinden mi yoksa inanması gereken bir anda Esme’ye inanmaması ama sonrasında gerçekleri öğrenmesinden mi? İzleyip göreceğiz…

Şerif hapisten çıktı, Oruç Melina’ya ulaştı… Haftaya da tempomuz yüksek olacak belli ki….

Eveeetttt!!! Bir yazımızın daha sonuna geldik. Umarım keyifli geçmiştir. : ) Ben diziyi izlemekten de yorumlamaktan da büyük keyif aldım. Yapımda emeği geçen herkesin emeğine sağlık! Müthiş devam ediyoruz! <3 Bir sonraki yazıda buluşmak üzere…

O zaman dizinin bu bölümünde dilimize dolanan o şarkı ile bitirelim yazımızı…

"Varsun kıyamet kopsun
Ne olacaksa olsun
Herkes kendi yolina
Allah selamet versun oy..."

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Korunan İçerik!