Evrim Yöney: “Hayatı yaşamak deneyimlemek sette benim daha çok işime yaramıştı.”

Evrim Yöney: “Hayatı yaşamak deneyimlemek sette benim daha çok işime yaramıştı.”

Yönetmenliğe olan tutkunuzu ateşleyen ilk film veya dizi hangisiydi? Çocukluğunuzdaki bir Türk yapımının görsel dünyası, hafızanızda nasıl bir iz bıraktı?

Bu soruya bir film ile cevap veremem. Tom Tykwer’in Koş Lola Koş filmi (1998) ve Almodovar’ın Annem Hakkında Her Şey (1999)  ile Darren Aronofsky’nin Requiem for a Dream  (2000) filmi bende bıraktığı etkileriyle bu tutkumu derinleştirmiştir. 

Özellikle Darren Aronofsky’nin hikaye anlatım tarzı ile bende uyandırdığı his o zamana kadar izlediğim tüm yapımlardan ayrıldı dünyamda.

Çocukluğumda 1987 yılında Trt’de izlediğim Kavanozdaki Adam dramalara karşı beni cezbeden, merak ettiren ilk yapımdı.

Afişi  bile çok farklıydı. O yaşım için fantastik bir gerilim drama olarak ürktüğümü hatırlıyorum. Çok bir görsel dünyası yoktu ama fikir çok güçlüydü. 

Yönetmenliğe nasıl başladığınızdan bahseder misiniz?

Reji olarak zaten amacım rejisör olmaktı. Bunun için yıllarca kendi departmanımda çalışıp yükselirken aynı zamanda kendimi de yapılandırdım.

Bunun mükafatını dünyasını kurup hikayeyi anlatma şekline karar verdiğim ilk işim Kuzgun Dipsiz Karanlık dizisiyle aldım. Ama resmi olarak 2017 yılı İçimdeki Fırtına dizisiyle başladım. Yardımcı yönetmenlik yaptığım dönemlerde çokça yönetmenlik yapıp çekmeye başlamıştım.

O zamanlar böyleydi çekerdiniz ama bilinmezdi jeneriğe yazılmazdı. 2. yönetmen olarak çokça iş yapmış oldum yani bazıları yazıldı bazıları yazılmadı.

Size ilham olan isimler kimler?

Hâla izlediğim filmler diziler ile okuduğum kitaplar bana ilham olmaya devam ediyor. İsimler yazarak sınırlandırmış olmak istemem çünkü bir sohbette bile bana ilham olabilen birçok şey olabiliyor. 

İlk isim dersek ama yine Darren Aronofsky’yi diyebiliyorum. Çünkü hikaye anlatımında ses, miksaj, görsel planların kullanımı ve kurgu çok yaratıcı geliyor bana.

Eğitim hayatınız sırasında öğrendiğiniz teorik bilgiler ile set deneyimleriniz arasındaki farkları nasıl gözlemlediniz? Öğrendikleriniz sahneye taşındığında hangi noktalarda daha etkili oldu?

Eğitim hayatım o zamanın  şimdisini değil kuramsal olarak geçmişteki sinema akımlarını anlatan demode bir yapıdaydı. Set deneyimlerimde eğitim hayatımda öğrendiğim çok az bir bilgiyi kullanabildim.

Böyle olacağını tahmin ediyordum az çok zaten. Hayatı yaşamak deneyimlemek sette benim daha çok işime yaramıştı. İzlediğim filmlerin nasıl çekildiğiyle ilgilenmek bana daha çok şey öğretti.

Sektöre giriş sürecinizde karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?

Kendime yer bulabilmek. Bu beni fazlasıyla endişelendirmişti. Nerden başlayacağım nasıl başlayacağım ve bunun kimin vasıtasıyla olacağı. Çünkü bence hala bile sistem bu şekilde.

Sette üniversite mezunu kişilerin sette olmak istemeleri ve nasıl yapacakları ile ilgili yardım istedikleri oluyor. Nasıl sete girecekler bu nasıl olacak veya kim vesile olacak? Ben Kod Adı Kaos dizisine reji asistanı olarak başladığımda bana el veren isim o dizinin Işık Şefi Metin Devrim’di.

Yönetmen asistanlığı yapmış bir isim olarak; setin o en hareketli, “sorun çözme” odaklı merkezinde bulunmak, bugün kendi rejinizde bir “güvenlik ağı” sağlıyor mu?

Kesinlikle evet. Bu güvenlik ağını yaptığım işi korumak için kullanıyorum. Ne, ne zaman olmalı ve gerekli, iş programı, mekan seçimleri ve prodüksiyon gereçleri olarak doğru kararları vermemi sağlıyor.

Beni hatalardan korurken olabilecek hatalarında önüne geçmeme büyük katkı sağlıyor. Çalıştığım insanlarla da bu şekilde koordine oluyorum.

Kuzgun, yerli dijital platformlarda alışık olduğumuz “suç ve gizem” anlatılarından görsel olarak nasıl ayrışıyor? Dizinin isminde de geçen o “dipsiz karanlığı” yaratırken, ışık ve gölge kullanımında hangi klasik noir referanslarından veya resim akımlarından beslendiniz?

Kuzgun kendi hikayesi kadar kadrajlarla oluşmuş bir iş. Kadrajların açıklığı lensin ölçüleri  draması ön planda olacak şekilde yani. Ve aynı zamanda ışık ve mekankullanımı,plan fazlalığı yine böyle. Kuzgun Dipsiz Karanlık’ın  ışık ve gölge kullanımında Deadwind(Finlandiya) ve Chestnut man (Danimarka) gibi İskandinav dizilerinden ilham aldım. Aslında çok bu iki diziyi çağrıştıran bir yapısı vardı zaten. Senaryoyu ilk okuduğumda hemen hayata geçiverdi kafamda. İskandinav etkisi vardır yani ama tabi bunu İstanbul için yorumladım. Onlar gibi olmaya çalışmadım. Sadece aldığım ilhamı yansıttım.

Teknolojik dönüşümün (AI, dijital post-prodüksiyon, ileri görüntüleme teknikleri) sinema, dijital diziler ve ana akım televizyon yapımları üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Sektör için AI kullanımı güzel bir araç. Telif sebebiyle çıkamaza girilen yerlerde AI dan alınan yardım ile telifsiz görsel tasarımı, müzik ve müzikte sözlü vokal kullanımı çok başarılı hızlı ve etkin.

Yarattığınız hikayenin hissi ve duygusu için kısa sürede istediğiniz enstrümantel ve sözlü vokal müzikler yaratabiliyorsunuz. Bu sizin ufkunuzu ve hareket alanınızı açıyor. Eser yaratımınızı güçlendiriyor. AI ile mekan kullanımı ve mekan için aksesuarları yerleştirme ile yine yapımsal bir hız kazanabiliyorsunuz.

Mesela giremediğiniz bir mekanda AI de oyuncuları genişte yürütebiliyor oturtabiliyorsunuz. Sonra oyuncuların yakınlarını siz alarak dramaya geçişi sağlayabiliyorsunuz.

Bu büyük bir nimet. Aynı zamanda karşılaşılan engelleri azaltan güçlü bir yardım. Giderek daha güçlü kullanılacağına eminim.

Bugünlerde neler dinliyor neler izliyorsunuz? Bizimle paylaşabilir misiniz?

Birçok yerli yabancı yapımı izliyorum ve takip ediyorum. Seren Yüce’nin çektiği Kasaba dizisini başarılı ve farklı buldum. Yapılan birbiri benzeri işleri görünce ele alınış matematiğini ve karakterleri cesur buluyorum.

Yabancı filmlerde Last Viking başarılı buldum ve zevkle izledim. Aynı zamanda No Other Choice sevdiğim son dönem filmlerden.

Yıllar sonra asistanlarınıza sorduklarında, “Evrim Yöney ile çalışmak bana “…..” öğretti” cümlesindeki boşluğu neyle doldurmalarını istersiniz?

Sorunun cevabı insiyatif almanın gücünü olur. Çünkü bu şekilde nerde olacaklarını daha iyi bilecekler.

Röportajlarımızın bir uğuru vardır… 😊 Hayal ettiğiniz ve gerçekleşmesini çok istediğiniz bir dileğiniz var mı?

İstediğim ‘O’ filmi çekmek. Hangisi olduğunun izleyince anlayacaksınız…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Korunan İçerik!