Bir Başkadır | Konuşulmayanlar

Kimsenin zevkini beğenisini yargılamıyorum, keyiflerinin kahyaları da değilim ama, bu dizi açık ara ve hiç tartışmasız en iyi Netflix yapımı Türk dizimiz gözümde. Ne Hakan Muhafız, Ne Atiye, ne de Aşk 101 kalite ve özen açısından bence yanından bile geçemez Bir Başkadır’ın.

Selamlar, bugün, herkesin söylediklerini bir kenara bırakıp bir başka açıdan yaklaşmak istiyorum diziye ve konuya, keyifli okumalar!

İzleyenlerin bir kısmının içtenlikle, bir kısmının da sürüye uyarak yaptığı “yapımcısı, senaryosu, oyunculukları çok iyi!” yorumlarını yeterince görüp duyduysak geçiyorum. Böyle cesaretli bir dizinin bu kadar basit ya da sınırlı kelimeler içine sığdırılması taraftarı değilim. Cesaretten kastım sosyal hayatımızın bazı gerçeklerini ele alması değil. Bunu yapıyorken ortada hala çözümü mümkün görünmeyen sorunlar olması ve karakterlerin yani aslında bizlerin vermiş olduğu tepkiler.

Dizi bize “bakın bunlar biziz, ötekileştiriyoruz, yargılıyoruz, sevmiyoruz, korkuyoruz, aşamıyoruz, istemiyoruz. Alın görün işte.” demiyor, bunların farkındayken dahi nasıl tavır aldığımızı da kısmen gösteriyor. İzlerken yine bir kısmımızın Meryem’e karşı içten içe Peri gibi hissedeceğini, bir kısmımızın onun yurtdışı seyahatleriyle, eğitimlerle sporlarla, lüks mekanlar veya eşyalarla dolu hayatını küçümseyeceğimizi biliyor. 

Sıradan bir anlatım yok. Senaryo, replikler ve mimiklerle öyle iyi desteklenmiş ki ağzınız açık kalıyor. Baştan sona kadar inanılmaz bir beden dili şovu var ek olarak. Dizinin suskun, yavaş, temposuz gözüken haline rağmen asla müziğe boğulmamış ve bu o kadar iyi olmuş ki. Normalde aşırı sever ve desteklerim müzik kullanımını, ama Bir Başkadır’ı izlerken zerre ihtiyaç hissetmiyorsunuz. Aksine, olması gereken tam olarak buymuş gibi geliyor. 

Görece uzun süren tek mekan çekimleri var, rahatsız etmiyor. Bazen neredeyse hiçbir şey olmuyor ama bir dizi izler gibi değil de o anı orada yaşıyor, sanki ordaymışsınız gibi hissettiğiniz için sorun olmuyor.

Olumlu düşüncelerim olmasına rağmen, izlemeye başlarken, nasıl bulacağım konusunda tereddütlerim vardı. Sonra beş bölümü arka arkaya, uykusuzluktan mahvolana kadar hiç sıkılmadan izleyince tabi.. Eğer çok katı, yalnızca belli türlere tolerans gösteren biri değilseniz kesinlikle seveceğinizi düşünüyorum.

Etki altında kalmamak için henüz detaylı yorumlara bakmadığımdan, imam ve psikolog karakterlerine gelen eleştiriler hakkında bilgi sahibi değilim ama Meryem’in giyimi hakkında, özellikle beyaz bone hakkında baya bir şeyler gördüm. Yeri gelmişken bahsedelim. “Bu zamanda beyaz bone mi kaldı, kimse artık takmıyor, başörtüyü de o şekilde bağlamıyor.” Yanlış. Eskiye oranla, bu tarzı tercih eden kişi sayısı çok azaldı, şimdilerde daha çok eşarp yerine şal ve daha farklı bağlama şekilleriyle karşılaştığımız da doğru, ama Meryem’in giyimi uydurma değil. Pardüsesi de, başını bağlama şekli de gayet ülkemizde görebileceğimiz şekilde.

Dizideki aileye gelince, gerçekle en az örtüşen kısmın bu olduğunu söyleyebilirim. Kadının (yenge) depresyonu, Yasin’in parlamaları ve kardeşiyle arasındaki ilişki vs gayet yerinde ama, işin din kısmı öyle değil. Tabii ki çevremizde tıbbi bir sorun yaşadığında bile doktordan önce direkt bir hocaya gidenler var ama iş bunla bitmiyor. Yalnızca Peri tiplemesinin değil, çok daha orta bi noktada duranların bile iç yüzünü bilmeden dalacakları bazı yargılamalara, tepkilere zemin hazırlanmış. Örneğin ilaç kullanmanın cevaz gerektirip gerektirmeyeceği, hocanın danışılan birinden çok, karar veren kişi konumuna alınıp alınmaması, dinde yeri olan bazı yöntem, bilgilerin aynı inancı paylaşmayanlar tarafından şiddetle ret görmesi gibi konular. Buraya fazla girersem çok uzayacağından, şimdilik atlıyorum.

 

KAÇMAK

İzlerken buram buram kokusu gelen belki de en belirgin şeydi bu. Ailesinden kaçan, duygularından kaçan, geçmişinden kaçan, düşüncelerinden kaçan, kendinden kaçan, hayattan kaçan. Meryem’in başta Sinan’dan bahsedemeyişi, Peri’nin Meryem ve başörtüsü hakkındaki düşüncelerini paylaşırken bile bi noktadan sonra konuyu kapatma isteği (falsolu bulduğum birkaç şeyden biri bu sahne), Gülbin’in her seferinde kalmayacağım dediği evde, onu dinlemeyen biriyle konuştuktan sonra yatağa girmesi..

Bir psikoloğun, meslektaşına terapiye gitmesini sevdim. İşin eğitimini almanın, Peri açısından, onun iç dünyasında her şeyi halletmeye yetmediği açıkça gösterilmiş, kendiyle çatışma halinde. Kafasından geçenlerle dilinden dökülenler aynı değil, kendi seanslarında duyduğumuz gibi. Meryem’i başka birine yönlendirme isteğinden bahsedip dururken bir daha börek getirmek istersen tadına bakarım diyişi gibi pek çok örnek var. 

Merak ettiğim bir şey var. İzlerken “aa bu biz, bu şu, bu hareketi bi yerden tanıyorum, çok doğru” demek dışında neler yaptık? Peri bu önyargıları ve içindeki öfke için ailesinin tutumunu suçladıktan sadece birkaç kelime sonra kendinin de aslında bu alışkanlığı değiştirmeye hiç hevesli olmadığını gösteren söylemlerde bulununca ne düşündük? 

 

Hak mı verdik, yoksa çok mu kızdık? Meryem gelip ona derdini anlatırken, tedavi olurken, iyi dileklerde bulunurken onun esasında düşündüğü şeyler bizi nefrete mi sürükledi yoksa bunları yansıtmayıp profesyonelce diyalog kurduğu anları yeterli mi gördük? Gülbin gibi “kıskanıyor” mu dedik yoksa Meryem’e çok bile, daha n’apsın diye mi içimizden geçirdik? 🙂

Diziyi objektif ya da dümdüz hislerle izleyip yorumlamak elbette çok zor. Kendileri bile verdiği savaşı henüz çözememiş olan karakterleri anlamaya çalışmak, onları bizzat aynada gördüğümüz yüzle ya da gerçek hayattaki çevremizle özdeşleştirmek de tuhaf. 

Verdiği çiçek örneğiyle, bana lisedeki, Allah’ın varlığını sorgulayan bi öğrenciyi, “bi gülün kokusu var, ama göremiyoruz yine de yok demiyoruz değil mi” şeklinde ikna etmeye çalışan hocamı hatırlatan Ali Sadi karakteri hakkında da söyleyecek çok şeyim var. Ama başka bir zamana kalsın çünkü çok detay gerektirecek. Yanlış anlaşılmasın, direkt olarak örneği ya da hocayı eleştirmiyorum, asıl problemim yazılma şeklinin arada kalmışlığıyla. Henüz kafamda her şey net değil.

Bir Başkadır’a gelebilecek olan bir diğer eleştiri de, Peri gibi yargılar taşıyan her kişinin “aslında mutsuz, kendi hayatıyla dertleri olan, yaşam tarzıyla dalga geçebileceğimiz” kişiler sanılma olasılığı. Bu elbette bir ihtimal, tıpkı diziyi izleyen ve çevresinde yalnızca belli bir kesimin bulunduğu insanların Müslüman olan her aileyi Meryem’in ailesi gibi sanacak ve gerçek hayatta başka bir konumda görünce şaşıracak olması gibi. 

Son olarak, şimdiye kadar en çok beğenip etkilendiğim sahnenin kapaktaki ağlama sahnesini olduğunu söyleyeyim. Gerçekten şahane bir bölüm finaliydi.

Bu dizi hakkında çok tartışma çıkar, çok yere çok defa konu olur, yazılır çizilir çözümlenir yorumlanır analiz kasılır. Asla sıradan bir iş değil, farklı başlıklar altında baktığımda farklı görüşlerim olmasına rağmen rahatlıkla iyi ki yapılmış diyeceğim bir dizi oldu. Neden diğerleri gibi sürekli prı yapılmadı, daha düne kadar doğru düzgün reklamı bile yoktu diyorduk, sebebini anlamış olduk. İhtiyacı yok çünkü. Takdire şayan, kendini hemen belli eden bir özen var. Çok konuşulmasının tek sebebi Türkiye’nin gerçekleri olması ve konusu değil emin olun. Görüşmek üzere!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Korunan İçerik!