Aslıhan Çelik: “Oyunculukta o samimi, sade ama derin etkiyi arıyorum.”

Aslıhan Çelik: “Oyunculukta o samimi, sade ama derin etkiyi arıyorum.”

Sizi daha yakından tanımayı çok isteriz. Bize dışarıdan herkesin göremediği Aslıhan Çelik’i biraz anlatır mısınız? Sizi çok iyi tanıyan bir arkadaşınıza sorsak Aslıhan’ı bize nasıl anlatırdı?

Beni yakından tanıyan biri içimde hiç büyümeyen bir taraf olduğunu söylerdi. Çocuksu bir heyecanım ve yeniliklere karşı bitmeyen bir merakım var. Hayat değiştikçe ben de değişmeye, öğrenmeye ve dönüşmeye açığım.

Bir şeye inanıyorsam kolay kolay vazgeçmem ama bunu hırstan çok içten bir bağlılıkla yaparım. Haksızlığa gelemem; kırmadan ama net bir şekilde duruşumu koyarım. Eğlenmeyi çok severim, espriye açığımdır, çabuk sinirlenip çabuk sakinleşirim o sanırım biraz Karadenizli olmamla alakalı. 😂

Genel olarak olduğum gibi biriyim. Güçlü görünmeye çalışmadan, sadece kendim olarak.

İzleyici sizi “Rüya Gibi” ile tanıdı ancak biz sizi biraz daha yakından tanımak isteriz. Bize çocukluğunuzdan bugüne, sizi oyunculuk kürsüsüne taşıyan o kişisel serüveninizden bahseder misiniz?

Sekiz yaşında, ilkokulda sahneye çıktığım bir tiyatro gösterisiyle başladı her şey. O gün sahneye kendimi  çok ait hissettiğimi hatırlıyorum. Sanki olması gereken yerdeydim. Sonrasında sahne hayatımın hep bir parçası oldu.

Gösterilerde, etkinliklerde, farklı alanlarda ama hep bir şekilde sahnedeydim. Kalabalığın önünde olmak beni hiç korkutmadı, tam tersine kendimi daha rahat ifade edebildiğim bir alan oldu.

Oyunculuk benim için bir anda verilmiş büyük bir karar değil, hayatımın içinde zaten var olan bir duygunun zamanla yolunu bulması gibi oldu.

•”Rüya Gibi” projesiyle yollarınız nasıl kesişti? Senaryoyu ilk okuduğunuzda projenin genel dokusu ve hikayenin gidişatı size neler hissettirdi?

“Rüya Gibi” ile yollarım ilk işim olması heyecanıyla kesişti. Başta dizide başka bir karakter için deneme yapmıştım ama hocalarımız ve ekibimiz Ela’nın bana daha uygun olacağını düşündü. İyi ki de öyle olmuş. Çünkü Ela’yı ilk okuduğum anda onun içindeki kırılganlıkla gücün aynı anda var olması beni çok etkiledi.

Senaryoyu ilk okuduğumda hikâyenin genel dokusu beni içine çekti. Özellikle kadın karakterlerin birbirleriyle kurduğu bağ, yüzleşmeler ve geçmişin bugünü nasıl şekillendirdiği çok güçlüydü. Ela hikâyeye çok sert bir yerden giriyor ama aslında onun içinde büyük bir arayış var. Aidiyet, güç, güvenlik… Hepsini aynı anda arıyor.

Ben Ela’yı bir “kötü” ya da sadece öfkeli bir karakter olarak görmedim. Onu hayatta kalmaya çalışan, kendi yerini açmaya çalışan genç bir kadın olarak okudum. Hikâyenin gidişatında da zaten en çok ilgimi çeken şey buydu. Bir insanın şartlar değiştiğinde nasıl dönüşebileceği.

İlk işim olduğu için tabii ki büyük bir sorumluluktu ama aynı zamanda içime çok sinen bir başlangıç oldu.

• “Rüya Gibi” seti sizin için nasıl bir okul oluyor? Usta oyuncularla ve ekiple kurduğunuz bu profesyonel bağın, gelişiminize katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Rüya Gibi” seti benim için gerçekten bir okul gibiydi. İlk ana akım işimde bu kadar güçlü ve deneyimli isimlerle aynı sahneyi paylaşmak hem çok gurur vericiydi hem de büyük bir şanstı. Bazen sadece izleyerek bile ne kadar çok şey öğrenilebildiğini gördüm.

Bu proje bana oyunculuğun sabır, dikkat ve ekip işi olduğunu hissettirdi. Benim için çok kıymetli bir başlangıç oldu 🤍🫠

• Ela, uzun bir koma sürecinden uyanan ve hayata oldukça pragmatik, hatta hırslı bir yerden tutunmaya çalışan bir karakter. Onun bu “kendi şansını yaratma” çabasını ve zenginliğe olan arzusunu siz nasıl yorumluyorsunuz?

Ela’yı hırslı diye tanımlamak kolay ama ben onu hep korkmuş bir yerden okudum. İki ay komada kalıp uyandığında, hayatın değiştiğini ve kontrolün elinden kaydığını görmek insanı ister istemez daha temkinli ve daha hesaplı yapar.

Onun pragmatik tarafı biraz buradan geliyor. Zenginlik arzusunu da ben hiçbir zaman sadece para ya da lüks olarak görmedim. Ela için o, bir daha kimseye muhtaç olmamak demek. Bir daha terk edilmemek, savrulmamak demek. Yetimlik duygusuyla büyümüş birinin güçlü durma çabası aslında.

Bence Ela kendi şansını yaratmaya çalışmıyor sadece; hayatta kalmaya çalışıyor.

•Ela’nın en yakın arkadaşı Çiğdem ile olan bağı, uyanışından sonra nasıl bir sınavdan geçiyor? Sizce Ela, Çiğdem’i gerçekten bir dost olarak mı görüyor, yoksa yeni hayatında tutunacağı bir basamak olarak mı?

Mete ile olan ilişkisine gelirsek; aşk bu denklemde nerede duruyor? Ela için Mete, duygusal bir liman mı yoksa hırslarına giden yolda bir eşlikçi mi? Bu ilişki dinamiğini canlandırırken en çok zorlandığınız duygu hangisi?

Ela ile Çiğdem’in bağı bence gerçekten kardeşlik bağı İkisi de yaralı büyümüş iki insan ve birbirlerini çok iyi anlıyorlar. O yüzden uyanıştan sonra dengeler değişse de o bağın altında gerçek bir sevgi var. Ela için Çido bir basamak değil, sığınabildiği nadir insanlardan biri. Ama tabii Ela bazen o sevgiyi bile kontrol etmeye çalışıyor. 😂

Mete meselesiyse… orası biraz karışık. Büyük bir çekim var ama aynı zamanda “biz neden bunu yapıyoruz?” dedirten bir toksiklikte de var. Sevgi var ama güven pamuk ipliğinde Ela’nın arada kalmışlığı, Çido’nun Mete’ye olan öfkesi derken işler iyice içinden çıkılmaz bir hâl alıyor.

Açıkçası oynarken en zorlandığım şey, birini sevdiğini hissedip aynı anda ondan şüphe etmekti. İnsan kalbiyle mantığı aynı anda başka başka yerlere gidince biraz trajikomik bir hal alıyor zaten. Ela’nın aşk hayatı tam olarak öyle trajikomik🥲

•“Rüya Gibi” seti oldukça yoğun bir tempoda ilerliyor. Peki, kamera arkasında durumlar nasıl? Ekip içinde “en”leri belirlesek; setin en komiği, en uykucusu, en disiplinlisi, en enerjiği,  en şakamatiği ve en iştahlısı kimler?

Set temposu gerçekten yoğun ama kamera arkası düşündüğünüzden çok daha neşeli. “En uykucu kim?” sorusuna net cevap verebilirim: Ela. Sekiz bölüm komada yatınca bu ünvanı hak ettiğimi düşünüyorum. 😂

En komiklerimiz kesinlikle Seda Bakan, Ahsen Eroğlu ve Şebnem Bozoklu. Özellikle en dramatik sahneden çıkıp iki dakika sonra kahkaha attırabilme yetenekleri inanılmaz. Bazen ağlamaktan gülmeye çok hızlı geçiş yapıyoruz.

En enerjiğimiz kesinlikle Yeliz Korkmaz inanılmaz güzel bir enerjisi var aklıma net gelen isimler bunlar açıkcası tüm ekip mükemmel güzel bi enerjiye sahiptik gerçekten rüya gibiydik. 🥹

•Kamera ışıkları kapandığında ve Aslıhan olarak evinize döndüğünüzde, ruhunuzu dinlendirmek için neler yaparsınız? Sizi set stresinden tamamen koparan o özel hobiniz nedir?

Kamera ışıkları kapandıktan sonra eğer ertesi gün planlı bir işim yoksa en sevdiğim şey pijamaları giyip ev moduna geçmek Güzel bir dizi açıp müzik dinleyerek vakit geçirmek benim için en iyi terapi evde battaniye ve kumanda. 😅 Bazen en büyük lüks hiçbir şey yapmamak oluyor. ☺️

•Size ilham olan isimler kimler?

İlhamı sadece oyunculardan almıyorum ama bazı isimlerin seyir zevki ve yolculuğu bana gerçekten iyi geliyor. Özellikle Kristen Stewart’ın minimal ve içe dönük oyunculuğunu, Meryl Streep’in detaycılığı Isabelle Huppert’in karakterlerin karanlık ve karmaşık taraflarını cesurca sahiplenişi Bir de Natalie Portman’ın kırılganlıkla gücü aynı bedende birleştirebilmesini ilham verici buluyorum.

Ortak noktalarıda şu sanırım: Rolü oynamaktan çok, karakteri gerçekten yaşatmaları daha az yaparak daha çok hissettirebilmeleri. Ben de oyunculukta o samimi sade ama derin etkiyi arıyorum. 

•Bugünlerde neler izliyorsunuz? Bizimle paylaşabilir misiniz?

Bu aralar inanılmaz bir dizi trafiğim var. Bir şeye başladığımda genelde tek nefeste bitiriyorum, o yüzden zaman zaman ciddi uykusuz kaldığım oluyor. “Bir bölüm daha” diyerek sabahladığım çok gece var. 😊 Yakın zamanda Hamnet’i izledim ve gerçekten çok etkilendim. Hikâyenin dingin ama derin anlatımı, özellikle yas ve kayıp duygusunu işleyiş biçimi beni çok içine çekti. Uzun süre etkisinden çıkamayacağım bir iş.

•Röportajlarımızın bir uğuru vardır… 😊 Hayal ettiğiniz ve gerçekleşmesini çok istediğiniz bir dileğiniz var mı?

Bu soru biraz tehlikeli çünkü dilek söyleyince gerçek olacakmış gibi hissediyorum. 😊

Çok büyük, süslü hayallerimden ziyade şunu diliyorum İçime sinen, beni dönüştüren işler yapmaya devam edebilmek Her projede biraz daha büyümek ve gerçekten kalbime dokunan hikâyelerin içinde olmak.

Gerisi zaten bir şekilde yolunu buluyor diye düşünüyorum ✨🤍

Kısa sorular 🤭

•En sevdiğiniz yemek ya da “Bunu her gün yesem bıkmam” dediğiniz o kaçamak lezzet?

İnanılmaz smash burger aşığıyım maalesef. 😅🤫

• Şu sıralar kulaklığınızda en çok dönen, sizi set yolunda motive eden o şarkı?

Bu aralar Neco’dan Seni Bana Katsam bayağı dönüyor kulaklığımda Ama set yolunda müzik zevkim biraz kaotik diyebilirim Bir gün romantik, ertesi gün tam gaz motivasyon modundayım kısacası playlistimle aram pamuk ipliğine bağlı. 😅

O günkü ruh hâlime kim denk gelirse. 😁

• Başucunuzdan ayırmadığınız, dönüp dönüp altını çizdiğiniz o özel kitap?

Küçük Prens, benim için hep dönüp baktığım bir kitap. İlk okuduğumda başka bir şey, yıllar sonra tekrar baktığımda bambaşka bir şey hissettirdi.

Büyürken içimizdeki çocuğu kaybetmemek meselesi bana hep iyi geliyor. Sanırım o yüzden arada dönüp birkaç satırını okumak hoşuma gidiyor.

• Sizin için huzurun tanımı olan o “mutlu yer” neresidir? (Bir şehir, bir oda, bir manzara…)

Deniz kenarı. Özellikle gün doğumu ya da gün batımı. Gökyüzü renk değiştirirken her şey susuyor gibi geliyor bana 

• Çantanızda asla eksik etmediğiniz, yanınızda olmadığında kendinizi eksik hissettiğiniz o küçük eşya?

Açıkcası çok net bu benim için vazgeçilmez dediğim bir eşya yok o gün neye ihtiyacım varsa yanıma genelde onları alıyorum. 😄

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Korunan İçerik!