Ceren Yüksekkaya: “Kurgu bir karakteri bu kadar yaşayan birine dönüştürebilmiş olmak çok heyecan verici.”

Ceren Yüksekkaya: “Kurgu bir karakteri bu kadar yaşayan birine dönüştürebilmiş olmak çok heyecan verici.”

•Sizi daha yakından tanımayı çok isteriz. Bize dışarıdan herkesin göremediği Ceren Yüksekkaya’yı biraz anlatır mısınız? Sizi çok iyi tanıyan bir arkadaşınıza sorsak Ceren’i bize nasıl anlatırdı?

Ben kendini yakından gözlemleyen biriyim. “Onu söylerken ne hissettim? Neden öyle hissettim? Bu duygu bana nasıl ve neden tezahür etti?” gibi sorular sorarım kendime. Kendime karşı meraklıyım. Bu, bence insanın kendisiyle çıktığı bir yolculuk; bir nevi kendiyle sohbeti.

Ama burada bahsettiğim şey kendini yargılamak ya da didiklemek değil, kendi araştırmamı yapmak. Beni ben yapan en derin konulardan biri bu diyebilirim. Arkadaşlarım da bazen “Söyle Ceren, yine neyi fark ettin?” diye takılıyorlar. İnsanı ve geçtiği tüm yolları merak etmek en büyük hobim sanırım.

• Çocukluk ya da gençlik yıllarınızda sizi oyunculuğa yönlendiren belirli bir an var mıydı?

Ortaokul zamanlarında ailemle birlikte bir tiyatro oyununa gitmiştik. Hatta oynayan oyunculardan biri ailemin tanıdığıydı. Oyunu izlerken “Duygularını ne kadar güzel ifade ediyorlar” diye düşünmüştüm. Bu beni çok etkilemişti.

Hâlâ da insanların kendilerinden bile sakladıkları duyguları oyuncuların herkesin önünde cesurca açığa çıkarmasını çok etkileyici bulurum.

•Aldığınız oyunculuk eğitimlerinden biraz bahseder misiniz? Sizin için en dönüştürücü olan hangisiydi?

Öncelikle okulum benim tüm temelimi oluşturdu. Bu işi gerçekten ne kadar istediğimi ve nasıl yapmam gerektiğini anlamam konusunda çok yol gösterici oldu.

Bunun dışında katıldığım workshoplardan da çok etkilendim. Özellikle İKSV kapsamında yapılan “Shakespeare’in Şifresini Kırmak” adlı workshopta Mark Olsen’la tanışmış olmak benim için çok kıymetliydi. Sonrasında da iletişimde kaldık. Bana “o anda” olmayı, daha önce hiç deneyimlemediğim pratiklerle keşfetme fırsatı sundu.

•Pera Güzel Sanatlar Tiyatro Konservatuvarı mezunusunuz. Bu köklü kurumun “sanatçı yetiştirme” disiplini, bugünkü profesyonel set disiplininize nasıl bir temel oluşturdu?

Tiyatro bence tamamen disiplin üzerine kurulu bir alan. Ama bu disiplinin içinde bir oyun alanı yaratabilme sanatı da var. Her oyunun kendi kuralları vardır; o kurallara uymazsak oyunun da keyfi çıkmaz.

Pera bana bu süreci adım adım öğretti. Ama açık konuşmak gerekirse, disiplini öğrendiğim ilk yer voleyboldu. Çünkü ben profesyonel olarak voleybol oynadım.

•Sessiz Yalanlar, Savaşçı, Güven ve Masumlar Apartmanı gibi birbirinden çok farklı türlerde yer aldınız. Bu çeşitlilik, oyuncu olarak “konfor alanınızın” dışına çıkmanızı nasıl sağladı?

Sporcu disipliniyle oyuncu disiplini birbirine çok benziyor aslında. İkisi de günün sonunda bir çeşit oyun oynama hali. Ne zaman yemek yiyeceğinizden uyku düzeninize kadar birçok konuda disiplinli olmazsanız işler sarpa sarabiliyor.

O yüzden ilkokuldan beri disiplin hayatımın önemli bir parçası diyebilirim. Farklı türlerde yer almak da beni sürekli yeni alanlara itti ve bu anlamda konfor alanımın dışına çıkmamı sağladı.

•Gelin dizisiyle ilk karşılaştığınızda ve senaryoyu okuduğunuzda; Derya’nın o entrikacı, manipülatif, zeki ama bir o kadar da komik yapısı size neler hissettirdi?

Farklı karakterler, farklı bakış açıları demek benim için. Ben oynadığım her karakterin haklılığına odaklanıyorum. “Tamam, bütün bunları yapıyor ama neden?” sorusu beni karakterin gerçek niyetine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. O niyete ikna olduktan sonra da sıra seyirciyi buna ikna etmeye geliyor.

•Bir oyuncu olarak, Derya’nın bu kadar “maddeci” olmasına rağmen seyirciye kendini sevdirmesini sağlayan o “şeytan tüyünü” nasıl var ettiniz?

Aslında Derya için de aynı soruyu sordum: “Neden bu kadar para düşkünü?” Çünkü çok sıkıntı çekmiş ve artık rahat bir hayat görmek istiyor. Bu aslında çok normal bir istek. Bugün herkesin içinde biraz da olsa bu düşünce vardır.

Ben Derya’nın haklılığının altını çok çizdim. Haksız olduğu yerde bile onun açısından mutlaka bir haklılık payı vardı. Seyirci de bu haklılığa ikna olunca Derya’ya kıyamamaya başladı. “Derya da haklı, ne yapsın kadın?” demeleri beni çok mutlu etti.

•Sosyal medyada Derya’ya gelen tepkileri nasıl karşılıyorsunuz? Seyircinin karakteri bu kadar ciddiye alması sizi gururlandırıyor mu?

Kurgu bir karakteri bu kadar yaşayan birine dönüştürebilmiş olmak çok heyecan verici. Bazen seyirci benim oyuncağımı paylaşıyormuş gibi hissediyorum. Aslında birlikte oynuyoruz. Karakteri bu kadar sahiplenmeleri, Derya’yı onlara sevdirebildiğimin bir kanıtı oldu benim için. Mesleğin en güzel tarafı seyircinin takdiri; bu yüzden çok mutluyum.

•Gelin dizisinin seti oldukça yoğun bir tempoda ilerliyor. Peki, kamera arkasında durumlar nasıl? Ekip içinde “en”leri belirlesek; setin en komiği, en uykucusu, en disiplinlisi, en enerjiği, en şakamatiği ve en iştahlısı kimler?

Gerçekten çok yoğun bir tempoda çalışıyoruz ve uzun zamandır hem ekipçe hem de oyuncu arkadaşlarım ile birlikteyiz. Setin en komiği benim için galiba Can. Hem sahnelerde çok eğleniyoruz hem de birbirimizle çok uğraşıyoruz. Annemden bile “Yine Can’la mı uğraşıyorsunuz?” diye duyuyorum artık, kardeş gibi olduk. En uykucu bence sabah setlerinde herkes. Kim on dakikalık mola bulsa hemen gözlerini kapatıp bir köşeye kıvrılıyor.

En disiplinli isim kesinlikle Talya. Bu tempoda başka türlü ayakta kalmak çok zor. Leyla da inanılmaz disiplinlidir. “Setin en enerjiği kim?” diye sorsanız büyük ihtimalle beni söylerler. Çünkü Derya çok hareketli bir karakter ve dizinin normal temposunun üstünde oynuyorum. Ama açıkçası ben enerjik değilim, enerjik olmayı oynuyorum diyebilirim. En iştahlı ise açık ara Cenay. Ama Can da hiç geri kalmaz.

•Kamera ışıkları kapandığında ve Ceren olarak evinize döndüğünüzde, ruhunuzu dinlendirmek için neler yaparsınız? Sizi set stresinden tamamen koparan o özel hobiniz nedir?

Eve geldiğimde tek istediğim şey sessizlik oluyor. Hiçbir şey yapmadan bir saat oturabilirim. Sonrasında güzel bir duş ve sakinlik… Set gerçekten çok hızlı ve gürültülü bir ortam. O yüzden bazen sadece durmak istiyorum.

•Oyunculuğunuzun yanı sıra Monologlar Müzesi: Kadın kapsamında yazar ve yönetmen olarak da yer aldığınızı görüyoruz. Bu projeye dahil olma süreciniz nasıl gelişti? Metni oluştururken ilham kaynaklarınız nelerdi? Kendi deneyimlerinizden ne kadar beslendiniz?

GalataPerform kapsamında katıldığım bir workshopta A. Sami Özbudak’la tanıştım. Kendisi Monologlar Müzesi’nin yaratıcısı. Kısaca bahsetmem gerekirse; birçok odası olan bir köşkte oynanan bir proje bu. Her odada farklı oyunlar ve oyuncular var. Seyirci de tıpkı bir müzeyi gezer gibi bir oyundan diğerine geçebiliyor. Oyunlar yaklaşık yirmi dakika sürüyor ve dört tur oynanıyor. Bu konsept beni inanılmaz etkilemişti. Ben de dahil olmak istedim. Sami oyunu okuyup sevince, harika bir işin parçası oldum. Oyunu yazarken tamamen zihin akışıyla ilerledim. Karakteri düşünerek yazdım.

• Bir hikâyeyi yazmak ile onu sahnede yönetmek arasında sizin için en büyük fark neydi?

Yazmak daha çok tek başınıza yaptığınız bir yaratım alanı. Yönetmek ise o yaratımın insanlarla buluşup dönüşen son hâli. Eğer bir işin hem yazarı hem yönetmeniysem, genelde önce yazarı kaybederim. Çünkü o cümle oyuncuya olmuyorsa ısrar etmem.

Aynı şekilde yönetmen olarak da oyuncunun içselleştirmediği bir rejide diretmem. Bu yüzden prova sürecinde oyuncunun neyi göstermek istediğine çok odaklanırım. Hatta bir oyuncuya “Ne kadar güzel oynamış, yönetmen de hiçbir şey yapmamış gibi” denirse, bu benim için büyük bir övgüdür. Çünkü amacım tam olarak bu.

•Instagram hesabınızı incelediğimizde resim ve heykel sanatına da ilgili olduğunuzu görüyoruz. Bu ilginiz nasıl başladı, sizi en çok ne çekiyor?

Sanatın her dalına meraklıyım. Sanat eserleri incelemek, sanatçılar tanımak benim için ayrı bir keyif. Aynı şekilde genellikle mimarların ziyaret ettiği yapı fuarları da çok ilgimi çekiyor.

•Gezdiğiniz müze ve galeriler arasında sizi en çok etkileyen yerler hangileri oldu?

Contemporary’yi saatlerce gezebilirim. Hangi malzeme kullanılmış, nasıl yapılmış… Bunları incelemek benim için büyük keyif. Bir de Boğazkesen’deki galerileri dolaşmayı çok seviyorum.

•Size ilham olan isimler kimler?

Ben en çok ışık enstalasyonlarından etkileniyorum. En sevdiğim sanatçılardan biri Fabrizio Gornelli. Hem iç mekân hem dış mekânda yaptığı işler gerçekten muazzam.

Ama tabii Türk sanatçıları da unutmamak lazım. Server Demirtaş’ın eserlerine yakından bakmak çok büyüleyici. Hareketli heykelleri olağanüstü.

Aynı şekilde Refik Anadol da beni çok etkileyen sanatçılar arasında. Ve daha takip ettiğim pek çok isim var. Bu konu benim için gerçekten çok uzun.

•Bugünlerde neler izliyorsunuz? Bizimle paylaşabilir misiniz?

Yeni başladığım Downton Abbey’i izliyorum ve şu an çok iyi gidiyor. Bir de animasyon seviyorsanız, Ters Yüz’ün devamı gibi diyebileceğimiz dört bölümlük DreamProductions’ı çok beğendim. Türk yapımlarından da en son Bize Bir Şey Olmaz’ı izledim. Özellikle oyunculukları ve senaryosunu çok başarılı buldum.

•Röportajlarımızın bir uğuru vardır… 😊 Hayal ettiğiniz ve gerçekleşmesini çok istediğiniz bir dileğiniz var mı?

Şu sıralar yeni hayaller kurduğum bir dönemdeyim. Daha çok gezmek, farklı kültürler keşfetmek istiyorum. Sanat eseri üretmek, kitap çıkarmak ve oyun oynamaya devam etmek de hayallerim arasında. Sanırım biraz arsız bir hayalperest oldum.

Kısa sorular 🤭

•Şu sıralar kulaklığınızda en çok dönen, sizi set yolunda motive eden o şarkı?

Bu aralar Ankara Echoes’a takmış durumdayım. Sürekli zihnimin arka planında “Beni Al” çalıyor.

•Çantanızda asla eksik etmediğiniz, yanınızda olmadığında kendinizi eksik hissettiğiniz o küçük eşya?

Kulaklığım. Hem de kablolu. 😊

• Sabah insanı mısınız, yoksa gece kuşlarından mı? İlk kahvenizi yudumlamadan güne başlayabilir misiniz?

Eğer ertesi gün işim yoksa kesinlikle gececiyim. Kahveyi de azalttım bu aralar, daha çok yeşil çay tercih ediyorum.

•Instagram paylaşımlarınızdan yola çıkarak sormak isterim; Gelin dizisindeki Derya karakterini bir sanat eseriyle eşleştirseniz, bu hangi eser olurdu?

Çok güzel bir soru. Galiba Derya, galerideki en pahalı eser olmak isterdi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Korunan İçerik!