tds_thumb_td_300x0
Türk Dizi Sektörü Üzerine

Merhaba, bugün sizlerle genel bir analiz paylaşacağım. İğneyi kendime batırırken çuvaldızı başkasına batıracağım bu yazıda olabildiğince objektif olacağımdan şüpheniz olmasın.

“Gerçek Bir Hikayeden Uyarlanmıştır” İbaresi

Son zamanların vazgeçilmezi sanırım bu atıf. Özellikle sektörü ele geçiren Gülseren Budayıcıoğlu imzalı kurgulardan sonra hemen hemen her dizide bu yazıyı görür olduk. Kızılcık Şerbeti, Veda Mektubu, Camdaki Kız, Yalı Çapkını derken bu ibareyi görmekten hepimize ikrah geldi. Biz seyircileri etkileyen bu yazı mı yoksa hikaye mi, yapımcılar ve senaristler bunu bir düşünmeli.

Yalı Çapkını

Reytingleri düşündüğümüz de gerçek hayat hikayelerinin epeyce reyting aldığını görüyoruz görüyoruz da zaten senaryoların tümünde bir yaşanmışlık oluyor. Neticede geleneksel medyada fantastik işlere pek rastlayamıyoruz. En uçarı kaçarı kurgularımız bile “Ya bunu ben yaşadım,” denilen cinsten. On diziden sekizi bu ibareyi kullansa emin olun göze batmaz.

Açıkçası ben siyah fona yazılan “Bu hikayedeki kişiler ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür,” yazısını epeyce özledim. Çok şükür ki yakın zamanda Tetikçinin Oğlu adlı dizide gördük de içimize bir su serpildi. Mazallah ya o da gerçek bir hikaye olsaydı?

Gülseren Budayıcıoğlu ve Televizyon Dizileri

Sektör bir psikolog olan Gülseren Budayıcıoğlu’nun tekelinde desek yersiz olmaz. Hemen hemen her kanalda bir işi mevcut. İstanbullu Gelin ile başlayan bu macera Yalı Çapkını ile devam ediyor. İstanbullu Gelin, Teşriki Mesai’nin usta yazımıyla beraber iyileştirici bir dile sahipken diğer işlerin şiddet pornosuna döndüğünü açık yüreklilikle söyleyebilirim. Tabii burada Doğduğun Ev Kaderindir’i de bu söylemden ayırmam gerekiyor. Demet Özdemir’in canlandırdığı Zeynep karakteri de karakter gelişimi göstermiş, kadın gücünü ustalıkla sergilemişti. Aşkın, sevginin tek başına iyileştirici güç olmadığının da altı çizilmişti. Son derece kompleksli ve psikolojik şiddetin her türlüsünü gösteren Mehdi karakterinin sevgiyle iyileşmeyeceğini görmüştük. Diziye ikinci adam olarak giren Barış Tunahan ise kurtarıcı bir figür olmak yerine destekleyici ve iyileştirici bir güçtü ve Zeynep’e sonuna dek destek olmuştu. Bu bağlamda izlemekten keyif aldığım bir diziydi. Bilirsiniz dizilerimizde ütopik şekilde hastalıklı karakterimiz daima güzellenir. Yaptıklarına bahaneler üretilir ve terapi olmaksızın aşk ile iyileşir.

Doğduğun Ev Kaderindir Barış ve Zeynep

Oysa aşk ya da sevgi tek başına yeterli değildir. Profesyonel birinden destek almadıkça yaralarımızdan sıyrılamaz hep aynı döngü içinde dönüp dururuz. Bu döngüyü bozan alışagelmiş kahraman-kurban hikayesinden çıktıkları için başta Teşriki Mesai olmak üzere Doğduğun Ev Kaderindir senaristlerine teşekkür ediyoruz.

Sansür Olmalı mı Olmamalı mı?

Bir önceki yazımda sansüre karşı olduğumu yazmıştım fakat bu şiddetin tamamen gösterilmesinden yana olduğumu da pek ifade etmez. Açıkça gösterilen sahneler beni sarsıyor. Özellikle de fiziksel olanlar.

Sevmek Zamanı adlı diziyi örnek gösterebilirim sanırım. Derya Pınar Ak’ın canlandırdığı Çiğdem karakteri tecavüze uğramıştı. Fakat biz bu sahneyi izlememiş, siyah bir minibüs ile kaçırılan karakteri ardından evine zar zor giren kendini banyoya atıp suyun üstünde ağlayan bir Çiğdem izlemiştik. Tamamen çarpıcı ve etkileyici bir sahneydi. Sonrasında girdiği sinir krizi, hezeyanlar da tüylerimi diken diken etmişti.

Sevmek Zamanı Çiğdem

Sansür var olacaksa senaristin isteğiyle var olmalı yani. Kaleminin güçlü olduğunu düşündüğüm senaristler fiziksel veya cinsel şiddeti göstermeden de çarpıcı bir etki yaratabilirler. Tabii bu benim fikrim.

Rtük ve Sansür

Geçtiğimiz haftalarda Kızılcık Şerbeti adlı diziye beş kez durdurma cezası veren ve yayın günü İslamofobi belgeseli yayınlayan kuruma tepkiler çığ gibi büyümüştü. Önce dizinin ekibiyle başlayan ardından sektördeki isimlerin de ses çıkarttığı bu ceza mahkeme kararıyla red yemiş, dizi geçtiğimiz cuma ekranlara gelmişti.

Gelmişti, gelmişti de insanların aklında tek bir soru vardı. “Neden Kızılcık Şerbeti?”

Geçen yazımda dizileri belirtmemiştim ama bu yazımda dizileri belirteceğim. Yürek Çıkmazı şiddetin dört türlüsünü de seyirciye sunan bir dizi. Ana karakterlerden Cennet ekonomik, fiziksel ve psikolojik şiddet görürken Birsen cinsel tacize uğramıştı. Denetleme Kurumu bu yayınlara herhangi bir reaksiyon göstermemiş, dizi yayın durdurma cezası almadan yayınlanmaya devam etmişti. Kızılcık Şerbeti’nin rakibi olan Yalı Çapkını’da Yürek Çıkmazı’ndan farklı değil. Hatta şöyleki dizilerimizin yüzde doksanı şiddet üzerine.

Kızılcık Şerbeti

Belinde silah olan koca koca adamlar, eşine psikolojik şiddet uygulayan eşler, gözüne kestirdiği kadını kaçırıp mahzene kapatan ruh hastaları, sözde aşık olduğu kadına emanet muammelesi yapan adamlar ve niceleri. Ekranda şiddetten başka bir şey yok aslında tatlı, mutlu, huzur veren işlerimiz çok az. Öyle ki bu işler bile reyting kaygısı yüzünden entrika içeriği yükleyebiliyor senaryoya.

Bir de güzelleme ve aklama var tabii. Feritler, Tamerler, Mehdiler mafyalar ve mafyanın atarlı giderli kompleksli çocukları aklanıp paklanıp güzelleniyor. Çocukluk travmaları bahane olarak sunuluyor seyirciye ve bir empati kurulması isteniyor. Bir de üstüne kadın karakter rehabilitasyon merkezi yerine konuyor. Kimse de demiyor ki “Ben senin tedavi merkezin değilim ruh hastası, git tedavi ol.”

Total grubumuz da bu durumdan şikayetçi değil. Senaristlerinde işine geliyor. Seyirciye ağzının suyu akacağı hikayeyi sunuyor, seyircide atılıyor oltaya. Geliyor reytingler, geliyor reklamlar!

Çöp Adam

Yani aslında ben pek şaşırmıyorum. Kendimi bildim bileli drama işlerinin teması bu. Drama işlerini geçtim romantik komedilerimiz de bile erkek karakterimiz kompleksli, yargılayıcı, egoist tiplerden oluşurken esas kızımız cennetten düşmüş bir melek gibi iyi mi iyi saf mı saf oluyor. Kum torbası gibi bir o yana bir bu yana atılıyor. Günün sonunda ise Aydilge şarkıları eşliğinde romantizm yaşanıyor.

Yolun ortasında durup sizi öpen bir adama veyahut iş yerinizde size bağırıp duran, aşağılayan bir adama akıl sağlığınız yerindeyse aşık olmazsınız. Burada cinsel tacizden ve psikolojik şiddetten bahsediyoruz. Üçüncü sayfa haberlerinde, sosyal medyada görüp lanet ettiğimiz olayları ekranda ağzımızın suyu aka aka izlememiz mide bulandırıcı değilse ne?

Seviyor Sevmiyor

Yani ben de her şey güllük gülistanlık olsun, ütopik bir dünya izleyelim demiyorum. Şiddet var, var da romantize edilmesi problem. Kıskançlığa, aşka indirgenmesi kurcalanması gereken esas sorunumuz bence. Her insanın sorunları vardır, hiçbirimiz sütten çıkma ak kaşık değiliz ama öz saygımız mevcutsa problemin dibi olan insanlarla da ilişkiye girmeyiz. Ben girmem yani. Sizi bilemem.

Şimdi bambaşka bir konuyu ele alalım.

Senaryosundan bir haber olan senaristler

Benim bildiğim yanlışsa düzeltin bir senaryonun sinopsisi, tretmanı olur. Kavramları açmam gerekirse hikayenin başı sonu bellidir. Bir kompozisyon yazdığınızı düşünün. Giriş, gelişme ve sonuç yapımcıya verilir. Elbette senaryo akışında değişiklikler olabilir. Yapımcıların senaryoya karıştığını da biliyoruz. Amma velakin bu, senaristin karakterine ihanet edeceği, hikayeye bambaşka bir yön vereceği anlamına da gelmiyor. İyi olan bir karakterin salt kötüye, kötü olan bir karakterin Peri Anne’nin değneği değmişçesine iyiye dönüşmesi bana hiç geçmiyor. Sizi bilemem. Yalı Çapkını’nın hemen hemen her karakterinde buna rastlayabiliyoruz. Birden bire kızlarına ve eşine düşkün hâle gelen Kazım yine birden bire şiddet faili bir adama dönüşürken, kendi ayakları üstünde durmak kendini bulmak isteyen Seyran, Ferit’ten başkasını düşünemez hâle geliyor.

Ferit ise ne istediğini bilmeyen hastalıklı bir karakter olarak yol almaya devam ediyor. Karakter gelişimi yok. Aksine tüm karakterler geriye doğru gidiyor.

Hadi Yalı Çapkını bir drama. Trajedi yumağı. Travma üstüne travma eklenmesi gerekiyor diyelim. (Demiyoruz bu arada) Ekranlara aile komedisi diye verilen Güzel Günler bile kendi senaryosuna ihanet etmiş hâlde. Alya’nın karakter tanıtımında hiçbir negatif öge yer almazken Alyamız birden bire Junior Ferhunde entrikaları çevirir hâle geliyor. Yetmiyor, Aleyna da birden bire lüks düşkünü, kompleksli bir kadına dönüşüyor. Burada “Are you really?” demek istiyorum pek sevgili senaristlerimize.

Güzel Günler

Açık söylemek gerekirse aslında pek de şaşırmıyorum bu süregelişe. Karakter tanıtımlarına Behlül’ün Adnan’a ihanet ettiği gibi ihanet eden senaristimiz bol. Yine bir örnek vermem gerekirse Tozlu Yaka’da bize şefkatli, merhametli, iyi diye sunulan Cemre’nin katil çıkması gibi.

Tozlu Yaka Cemre

Ters köşe yapacağım diye girişilen bu hikaye beni epey güldürmüştü. Başından beri katilin Cemre olduğunun söylenmesi ise kahkahalar attırmıştı. Madem öyleydi, karakter tanıtımında neden pozitif bir profil çizmişti? Muammalar dizesi.

Karakter tanıtımına sadık kalan sayılı isimlerden biri olduğu düşündüğüm Meriç Acemi’yi anmak istiyorum burada. Ufak Tefek Cinayetler adlı dizide karakterlere çizdiği profil ile senaryo çakışmamıştı. Hiçbirimiz Arzu’nun katil olmasını beklemesek de tanıtımda yer alan “arızalı bir kadın,” cümlesi bize göz kırpıyordu aslında. Günün sonunda Meriç Acemi’de Behlül olmuş senaryoyu da Bihter’e çevirmişti ya neyse.

Şimdilik burada bırakacağım. Sektörün falsosu o kadar fazlaki akademik makale çıkar üzerinden.

Bir dahaki yazımda görüşmek üzere.

Kerem Bürsin Hakkında Merak Edilen 7 Şey!

Kerem Bürsin, Türkiye’nin sevilen genç oyuncularından biridir. İlk kez 2014 yılında yayınlanan Güneşi Beklerken dizisi ile ekranlara çıkmıştır. Oyunculuk yeteneği ve yakışıklılığı ile kısa sürede büyük bir hayran kitlesi edinmiştir. Ancak, Kerem Bürsin’in hayranları onun hakkında pek çok şey bilse de, bazı özellikleri hala bilinmeyebilir. Bu yazıda, Kerem Bürsin’in bilinmeyen özelliklerinden bahsedeceğiz.

Amerika Geçmişi: Kerem Bürsin, 1987’de İstanbul’da doğmuştur. Mühendis olan babasının işi sebebi ile on beş yaşındayken Teksas’a yerleşmiştir.

Basketbol oynuyor: Bir röportajında, basketbolun kendisi için çok önemli olduğunu ve hala ara sıra oynadığını söylemiştir.

İspanyolca biliyor: Bir dönem İspanya’da yaşamıştır. Bu süre zarfında İspanyolca öğrenmiş ve şu anda bu dilde rahatlıkla iletişim kurabilmektedir.

Çocuk Kitabı Kahramanı: Kerem Bürsin’in ablasının yazdığı çocuk kitabında Kerem Bürsin’e de yer vermiştir. Hatta kitabı ”erkek kardeşim, ilk arkadaşım için” diye başlıyor.

Gezi tutkunu: Kerem Bürsin, seyahat etmeyi çok seviyor. Sosyal medya hesaplarından sık sık seyahat fotoğrafları paylaşıyor ve hayranlarının seyahat önerileri isteklerini yanıtlıyor.

Hayvansever: Kerem Bürsin, hayvanları çok seviyor ve birçok hayvan derneği ve vakfıyla işbirliği yaparak hayvan hakları için çalışmalar yapıyor. Aynı zamanda bir de köpeği var.

Müzikle ilgilenir: Kerem Bürsin, müzikle de ilgilenmektedir. Gitar çalabilen oyuncu, müzikle ilgili projelerde yer almayı da seviyor.

Sektörde Neler Oluyor? Ortalık Cümbüş!

İş güç, sınavlar vizeler bayram tatili.. Gündemden biraz uzak kaldıysanız hiç üzülmeyin. Aynı derdi paylaşan herkes için geldik! Sektörde Neler Oluyor? serimizin yeni yazısı huzurlarınızda. Yerli yabancı ne varsa bütün haberler bu yazıda, hem de kısa kısa. Keyifli okumalar. ❤

YERLİ

Taner Ölmez ve Erkan Kolçak Köstendil’in başrolünde yer aldığı Yaratılan çok yakında Netflix’te.

Brodway Müzikal‘i geliyor! Oyunun kadrosunda Başak Gümülcinelioğlu, Ecem Bayır, Burak Yörük, Kaan Miraç Sezen, Melis Minkari, Pelin Akil, Canan Ergüder gibi isimler yer alıyor.

Gökberk Demirci yakın zamanda dijital bir platforma güzel bir proje ile geleceğini açıkladı.

Ahmet Rıfat Şungar ve Barış Gönenen’in başrollerini paylaştığı 2022’nin en çok ses getiren ödüllü filmi Çilingir Sofrası 5 Mayıs’ta ilk kez ve sadece GAİN’de.

31 Mayıs’ta Disney+’da yayınlanacak olan, Uraz Kaygılaroğlu & Pınar Deniz’in başrolde yer aldığı Aktris’ten ilk fragman yayınlandı.

Nuri Bilge Ceylan‘ın yeni filmi Kuru Otlar Üstünde ilk gösterimini Cannes Film Festivali’nde yapacak. Film, festivalin ana yarışma bölümünde yarışacak.

Yaz sezonunda Kanal D ekranına gelecek olan Dönence dizisinin ilk başrol oyuncusu için başarılı oyuncu Caner Topçu ile anlaşıldı. Özgür isimli karakteri oynayacak.

YABANCI

The Boys’un 4. sezon çekimleri tamamlandı!2023’ün sonunda ya da 2024 başlarında yayına girmesi bekleniyor.

Shrek 5 için çalışmalar başladı!

Ana de Armas’ın başrolünde yer aldığı John Wick spin-off filmi Ballerina 7 Haziran 2024’te vizyona girecek.

Donald Glover, Community filminde Troy Barnes rolünü yineleyeceğini doğruladı.

Fox, The Resident’ı 6 sezonun ardından iptal etti.

EUPHORIA 3. Sezon çekimleri Haziran’da başlıyor. Dizide 5 yıllık bir zaman sıçraması da olabilir.

Sex Life, iki sezonun ardından Netflix tarafından iptal edildi.

4 Mayıs’ta seyircisiyle buluşacak StarWars Visions’ın 2. sezonundan ilk fragman yayınlandı.

Netflix, Squid Game’in Amerika uyarlaması için çalışmalara başladı.

HBO Max, THE BIG BANG THEORY için yeni bir spin-off üzerine çalışıyor.

Johnny Depp‘in Fransa Kralı 15. Louis’e hayat verdiği Jeannedu Barry filminden poster yayınlandı. (Görsel kapakta mevcut.)

The Sandman’in 2. sezon senaryosu tamamlandı.

Marvel’in Stan Lee belgeseli 16 Haziran’da Disney+’ta yayınlanıyor.

Başrolünde Sydney Sweeney’in yer aldığı yeni HBO filmi Reality’den ilk fragman yayımlandı. Film, 29 Mayıs’ta izleyiciyle buluşacak.

Netflix, Lupin dizisinin 3. kısmının 5 Ekim‘de yayınlanacağını duyurdu.

Kitapları ülkemizde sansürlenen HEARTSTOPPER’ın 2. sezonu 3 Ağustos’ta Netflix’te yayınlanıyor.

Big Mouth 8. sezonu ile bitiyor.

Bir dönemin efsane serisi Son Durak’a yeni film geliyor! Çalışmalar başladı.

Kızılcık Şerbeti Bu Akşam Geri Dönüyor!

En son izlediğimiz bölümde Doğa’nın Fatih’e söylediklerini hatırlayanınız var mı? Dizinin ismine atıfta bulunurken toplumun yarasına da parmak basmıştı Doğa. “Biz kan kusarız ama kızılcık şerbeti içtik deriz,” diyerek hem Nursemaların hem Doğaların hem de nicelerinin hayatını birkaç kelimeyle özetlemişti. Dizinin, ekibin yaşadığı da buydu. Fakat onlar kan kusup kızılcık şerbeti içtim demediler, haklarını sonuna dek aradılar ve hukuk savaşını kazandılar.

Kan kustular ama kızılcık şerbeti içtim demediler

Biliyorsunuz ki dizi beş kez yayın durdurma cezası almış, Rtük sebep olarak da dizinin “Toplumsal cinsiyet eşitliğine ters düşen, kadınlara yönelik baskıları teşvik eden ve kadını istismar eden programlar içeremez” ilkesinin ihlal edildiğini sunmuştu. Normalde yayın akışında yer alan dizinin yerine de ansızın “İslamofobi,” belgeseli konulmuştu.

Konu sahiden “kadına yönelik istismar ve şiddeti teşvik eden” yayın olması mıydı?

Şahsi fikrim, alakası dâhi olmadığı. Çünkü ulusal kanalların her birinde çok daha fazlasını izliyoruz. Burada hedef gösterme yapmak istemediğimden sadece dizilerde yaşananlardan kısaca bahsedeceğim. Alenen gösterilen hiçbir otosansüre uğramayan torununa fiziksel ve psikolojik şiddet gösteren dedeyi, bir kadını zorla alıkoyan hastalıklı adamı, eşini cinsel birlikteliğe zorlayan ya da kelle paça çorbası yaparcasına kelle kesen ve bunu blurlamadan ekrana veren, kadını manavdaki bir meyve gibi alıp satan sahneleri onlarca kez izledik.

Konu gerçekten de istismar ve şiddet gibi görünmüyor değil mi?

Sansüre hepimiz karşıyız elbette. Fiziksel şiddet olduğu gibi izletilmeli mi yoksa senarist ve yönetmen şiddeti göstermeden onu seyirciye mi sunmalı bu tartışmaya değer bir konu. Fakat bizim konumuz Kızılcık Şerbeti’ne neden ceza verildiği.

Muhafazakar ve seküler ailelerin çatışmasını ele alan dizinin ceza aldığında yerine pek de bir ironik şekilde islamofobi belgeseli verildiğini söylemiştim. Ki zaten ekranda da izlemiştik, RTÜK’ün sunduğu program bir tesadüf müydü?

Elbette değildi. İzlediğimiz dizide muhafazakar ailenin bağnazlığını görüyoruz. Görüyoruz da dizide neye neden tepki gösterildiği de anlatılıyor. Domuz yavrucuklu duvar kağıdının neden odada bulunmaması gerektiği, kolonyaya neden tuz basıldığının anlatıldığı gibi. Bununla beraber islamda kadının yerini de, üç ayların kutsallığını da dinledik karakterlerden. Zekeriya sofraları kuruldu, depremzedelerden bahsedildi. Bunlara neden kulak verilmedi de Nursema’nın cinsel tacize izin vermediği, kendini korumaya çalıştığı ve nikahlı kocası tarafından pencereden itildiği sahne göze battı ve ceza aldı? Tekrarlıyorum, konu şiddetse niye ekranlarda onlarca dizi dönüyor? Tüm yayın akışının belgesellerle dolması gerekirdi, konu şiddet olsaydı eğer.

Kaldı ki seküler ailemiz de kutsanmıyor. Kıvılcım’ın din üzerine çıkışları ve tepkileri bir yana çocukları üzerine kurduğu görünmez bir baskı var. Otoritesi pek de sağlıklı değil. Reşit bir bireyi kürtaj için zorlamak, beden özgürlüğüne yapılmış bir baskı değil de ne?

Bence konunun şiddet ve istismar olmadığı konusunda anlaştık. Konu “islamı kötü gösterildiğine” inanılması. Pekâlâ… Gerçek bir hayat hikayesi olmasına karşılık neticede bir kurgu seyrediyoruz. Gündüz kuşağında islamı alaşağı eden programlar, geleneksel ve sosyal medyada konuşmalar yapan hocalar neden bir cezaya tabii tutulmuyor? Bu büyük bir muamma ama değil mi?

Her neyse…

Yapımcı Faruk Turgut durdurma cezasına karşı dava açmış, bayram sonrasında da sonuç açıklanmıştı. Dün itibariyle dizi yayın akışına eklendi ve iki haftadır süren durdurma cezası sona erdi. Yapım ve ekip verdikleri savaşı kazandı.

Sansüre hayır tepkileri

Önce dizinin oyuncularıyla başlayan hemen sonra başta Pınar Deniz olmak üzere meslektaşların, sendikaların ve yapım şirketlerinin gösterdiği sansür tepkisi sosyal medyada çığ gibi büyüdü ve günlerce konuşuldu. Bir dizinin beş kez durdurulması demek sadece oyuncuların değil kamera arkası ekibinde bir ay bir hafta maaşını alamaması demekti ve bu büyük bir haksızlıktı.

Şükür ki, dava kazanıldı ve set yeniden çalışmaya başladı. Kadın gücünü ve kadını kendi ayakları üzerinde durduğunu gördüğümüz bir diziyi ekranda izlemeye devam edecek olmaktan çok mutluyuz. Ekip adına çok sevindiğimizi, sansürün her türlüsüne karşı olduğumuzu da belirtmek isteriz.

İyi seyirler, unutmayın kraliçelerimiz bu akşam geri dönüyor. Kızılcık Şerbeti is coming!

Yasemin Sakallıoğlu’nun Türkiye Turnesi Devam Ediyor

2 sezondur kapalı gişe sahnelediği gösterisi “DOĞRU KOCA NASIL SEÇİLİR?” ile milyonlara ulaşmaya devam eden YASEMİN SAKALLIOĞLU, BKM Organizasyonu ile KONYA, MERSİN, İSTANBUL, DENİZLİ, İZMİR ve BURSA’da seyirci ile buluşacak!

BAYRAM SONRASI İLK DURAK KONYA

KAHKAHA YOLLARDA!

Yasemin Sakallıoğlu, yaklaşık 2 sezondur kapalı gişe sahnelediği tek kişilik gösterisi “Doğru Koca Nasıl Seçilir?” ile Türkiye turnesine hız kesmeden devam ediyor! 

Bugüne kadar sahneden milyonlara ulaşan başarılı komedyen gösterilen yoğun ilgiyle  Türkiye’yi karış karış dolaşmaya devam ediyor. BKM organizasyonu ile gerçekleşecek turne bayram dönüşü 28 Nisan’da, Konya Selçuklu Kongre Merkezi Anadolu Oditoryum’unda gerçekleşecek.

Başarılı komedyenin, kendi yaşamının birbirinden komik hikayelerini, aile bağları, kadın erkek ilişkileri ve bu ilişkilerin psikolojik yansımalarını, çeşitli tiplemelerinden yardım alarak aktardığı kahkaha dolu gösterisi, sürpriz sahne performansı ile doruk noktasına ulaşıyor.

Gittiği her şehirde büyük sevgi ve ilgiyle karşılanan Yasemin Sakallıoğlu’nun fenomen olma yolundaki kapalı gişe gösterisi “Doğru Koca Nasıl Seçilir?” için biletler satışta.

Gösteri Tarihleri___________________:

28 Nisan                   Konya             – Selçuklu Kongre Merkezi Anadolu Oditoryum

30 Nisan                   Mersin            – Yenişehir Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi

08 Mayıs                  İstanbul          – Maximum Uniq Hall

17 Mayıs                  İstanbul          – Bostancı Gösteri Merkezi

29 Mayıs                  Denizli            – Denizli Açıkhava Tiyatrosu

31 Mayıs                  İzmir               – Kültür Park Açıkhava Tiyatrosu

07 Haziran               Bursa              – Kültür Park Açıkhava Tiyatrosu

error: Korunan İçerik!