Taşsın da Kurtulalım
İtiraf ediyorum ki dizi başlamadan önce şu ilk tanıtım geyiğini yapanlardandım. Konuyu az çok tahmin etmiştim ama beni çeken de o değildi. Neden seyretmeye başladım peki? Ulaş Tuna Astepe’yi sevdiğimden mesela. Deniz Baysal’ı ekranda ne zaman görsem seyretmediğim bir dizi olsa bile onun sahnesini izlediğimden. Ava Yaman’ı Bir Derdim Var dizisinde çok beğendiğim için. Ve Yargı dizisinde sorunlu ergen Parla’yı çok iyi canlandıran Zeynep Atılgan’ın oyunculuğunu beğendiğim için. Yani temel olarak bu dörtlü nedeniyle seyretmeye başladım.
Yine itiraf edeyim dizi bana biraz da karikatürize geliyordu. Çünkü gencecik Esme ve Adil’e bakıp hala Eleni’nin annesi babası diyemiyorum. Ama artık bu duyguyla seyretmiyorum. Daha doğrusu karikatürize bir durum var ama artık gülümsemek yerine sinir bozmaya başladı.
Dizilerde genel olarak esas erkek karaktere aşırı övgüler yağdırma ve esas erkekleri ne yaparlarsa yapsınlar herkesin onlara hayran olduğu veya onlardan vazgeçemeyen insanların özellikle kadınların olduğu bir dünya içinde, yanlışı olmayan varlıklarmış gibi göstererek yazma eğilimi var maalesef. Bu da çoğu dizide hikayeyi anlatamayan bir senaryoya neden oluyor. Taşacak Bu Deniz’in de esas sorunu dizilerdeki bu soruna aşırı dozda sahip olması. Senaryoda erkek karaktere duyulan aşırı hayranlığı hissettirme kaygısı, izlememiz gereken çoğu ilişkiyi ve duyguyu seyretmemize engel oluyor. Bu erkek karakteri övme, her şeyi erkek karakter hakkında yapma kaygısı/isteği diziyi çok ele geçirmiş durumda ve bu durum dizide seyir zevki bırakmadı.
Öyle ki bir anne kız ilişkisi, sevgisi, bağı bile izleyemiyoruz dizide. Çünkü önce erkek karakter var. 20 yıl acı çeken anne neymiş erkek karakterimiz varken? Evet, direkt bu noktadan gireceğim konuya. Yani esas erkek karaktere hayranlığı vurgulama kaygısıyla anlatılan ve şekillenen hikayeler öyle bir hale geliyor ki, kadın karakterleri ve onların ilişkilerini anlatmayı bırakıp, sadece ve sadece erkek karakterin tepkileri ve duyguları üzerine titrenen gerçek dışı, his ve mantık dünyasına uymayan bir olay örgüsü haline geliyor hikayeler. Bu uğurda da kadın karakterler harcanıyor dizilerde.
Sevgili senaristler genel olarak merak ediyorum; kadın karakter yazmayı eminim ki biliyorsunuz ve kadınların ilişkileri duyguları ve dünyalarını eminim isteseniz çok güzel yansıtırsınız. Peki biz bunu niye izleyemiyoruz?
Taşacak Bu Deniz özeline dönersek mesela biz dizinin başında babasından gayet güzel öğretiler öğrenmiş, babasını seven ve anne sevgisi eksikliği ile annesini arayan bir Eleni gördük. Şimdi o kız babasının adını anmıyor. O baba çok değerli şeyler öğretmiş ona halbuki. Ben aslında annesine de haksızlık ettiğini düşünüyordum ama senaryoda uç bir olay örgüsüyle kadın neredeyse bebek hırsızı konumuna sokulduğu için bir şey diyemiyorum. Ama bu kadar bir çocuğa emek harcayan kadının o çocuğu sevmeme imkanı yok. Sevgisini gösterme zorluğu vardır belki. Çalışan anneyi kötülemek için çok zorlama yazılmış Melina’nın kısmı. Esme’ye kıyamadığım için bir şey de diyemiyorum. Ama şunu soracağım. Annesini bulmaya gelmiş bir kızın hikayesini nasıl her şeyiyle bir erkeğin tepkisi ne olacak sığlığına çevrildi?
“Adil öğrenince ne yapacak?” ana konumuz oldu dizide. Ama vallahi umurumda değil. Bir yeri patlatabilir. Fırsattan istifade yine Fırtına mallarına el koyabilir. Birilerini öldürüp öldürtebilir. Yapsın ne yapacaksa da yolumuza bakalım.
Bu dizinin en büyük hatası bize öğrenince Esme ne yapacak sorusunu sordurmak yerine, her şeyi erkek odaklı hale getirmesidir. Gerçekçi olamayıp bu zorlama olayı zirve noktası seçmek hikayeyi yavanlaştırdı. Çünkü o bebeği 9 ay taşıyıp besleyen, doğuran ve yasını tutan Esme idi. Adil için o bebek hiçbir duygusal bağ kurmadığı bir bilgi iken, Esme için gerçeklik. Ayrıca kandırılan, bebeğini satma karşılığı para iyilikmiş gibi ona verilen, tehditle hayatı gasp edilen ve bebeğini satanlarla bilmeden aynı çatıda yaşayan Esme idi.
Yani Fırtına’yı yakarsa Esme yakmalıydı ki, en hayal ettiğim sahnelerden biri Esme Şerif’i vuracakken hapse düşmesin diye, annesiyle ayrılmamak için ona engel olmaya çalışan Eleni ile Esme Eleni sahnesiydi. Çünkü ilk bölümlerde sevdiği adamı bile şak diye vuran Esme, gerçeği öğrendiğinde taş taş üstünde koymazdı. Ama olur mu? Erkek karakterimiz varken olur mu? Esme’nin derdi Adil’in kalbini yumuşatmak oluverdi.
Adil’in kalbinden bize ne diye isyan edecek duruma geldik. Çünkü bu olayda derdimiz onun tepkileri veya kalbini yumuşatma olmamalıydı.. Aksine Adil Esme Çavuş’u nasıl zaptedeceğini düşünmeliydi. Bizzat sırtından vurulan ve Adil’in bilgi olarak aldığı bebeği hissedip acısını çeken Esme idi çünkü.
Hikaye o kadar erkek odaklı ki hale geldi ki annesini bulmaya gelmiş kızın hikayesinde anne-kız ilişkisi bile inşaa edilemedi. Elimizde Adil sevdiği için Esme’yi seven ve o tavır koyarsa tavır koyan, kendi olay analiz yetisini bile kullanmayan bir Eleni var. Esme kızı olduğunu öğrenmeden önce kurulması gereken ilişkiyi öyle geçiştirdiler ki… Anlatılsaydı dizide oluşacak tadı hayal edebiliyorum şu anda sadece.
Fakat şu anki Eleni’ye bakıyorum da bu kızın kimse ile kuracağı ilişki heyecanlandırmıyor. Çünkü artık bir karakter değil Eleni. Sadece Adil’i okşayıp sarılmak için var olan bir uzuv gibi oldu. Yanlış anlaşılmasın bir kadın erkek ilişkisi havası kesinlikle yok. Onu kastetmiyorum. Fakat baba kız ilişkisi de değil bize verilen. Bakın bu seyrettiğim bir baba kız değil. Sanki senaryoda esas erkek karakteri rahatça sevip düşünen ve adeta fanı gibi olan ve biraz da anlatımda vurgulamak istedikleri erkek karakter hayranlığını yansıtan bir karakter hayal etmişler ve adını Eleni koymuşlar gibi. Sevgili olsa sorun olur, kızı yapalım demişler gibi. Hayatın ve insanın gerçeklerine aykırı bir şey çıkmış ortaya. Bunun için de absürt bir ilişki Eleni ve Adil ilişkisi.
Baba kız olduklarını bilmiyorlar. Fakat bilseler de absürt. Çünkü istedikleri kadar birbirlerini sevsinler iki yabancılar hala. Eleni’yi büyüten bir babası varmış ve Adil’in öğrettiklerinden çok daha değerli şeyler öğrettiği belli. Fakat Eleni şu anda o kadar Adil’e ait bir uzuv gibi ki kıza bakıyorum ve “bundan Esme’ye evlat olmaz” diyorum. Adil’e de olacağı şey evlat değil bu arada. Çünkü Eleni şu an sadece uzuv.
Bakın düşünün vallahi Eleni’den Esme’ye evlat olmaz. Gerçek Aleynasını verin Esme’ye, Eleni de Adil’in koluna yapışık bir yaşam formu olarak hayatını sürdürebilir. Oruç’a da yar olmaz Eleni’den bence ya neyse. Oruç’ un çok hatası var, ona da kızdığım çok konu var ama Eleni’ye kendini affettirme süreci bile gereksiz geliyor. Çünkü Adil’e yapışık ve hayran bir yaşam formuna dönen Eleni kimseyle gerçek bir ilişki kuramaz.
Şöyle anlatayım mesela Fadime de Adil için her şeyi yapar ama Fadime’nin bir karakteri var. Adil için her şeyi yapmasını inanılır kılacak ortak yaşanmışlıkları, geçmişleri ve duyguları, abi kardeş bağları var. Ama yine de kendi kararları, kendi düşünceleri ve aksiyonlar var. Eleni’yi ise herhangi biri ile gerçekçi ilişki içinde düşünemiyorum. Adil kardeşini evlendiriyor, ikisi de duygusal. Eleni sürekli adama sarılıp, kolunu okşuyor. Yahu izin ver abi kardeş vakit geçirecek belki. Azıcık da elin kızı olmana rağmen sana kucak açmış Fadime ile konuş, kız kıza dertleşme konuşması yapın değil mi? Böyle gerçek ilişkiler yok Eleni’de. İşte karakter değil Adil’i sevme uzvu.
Mesela yeni bölümde Eleni’nin en makul sahnesi annesi bildiği Hicran ile ilişki kurması. Ama bunu da Adil’den saklanan gerçek nedeniyle yapıyor. Yani güya sevdiği Esme bir şey saklıyorsa bir nedeni vardır değil mi?(Esme’nin saklaması da ayrı saçmalık. Esme bu sırrı öğrenen son kişi olmalıydı. Asıl Fırtına’yı yakmasından korkulan kişi olmalıydı) Adil dışı azıcık analiz yap, karakterleri olayları biliyorsun, biraz beynini çalıştır değil mi? Ama kendi karakteri olmayan Eleni, Adil üzerinden her şeyi değerlendirip, Adil gözünden görüp, onun beyninin vardığı sonucu kabul edip öyle davranıyor ve Hicran’a yaklaşıyor. Dediğim gibi Eleni’nin kimseyle kuracağı ilişki bana gerçekçi gelmiyor. Oruç da dahil olmak üzere. Zaten böyle birine aşk hikayesi de yazılmasaydı daha iyi olurdu. Eleni şu an sadece Adil’i host olarak gören bir yaşam formu.
Açıkçası o çok sevdiğim Eleni karakteri öyle hale geldi ki onun gerçeği öğrenmesi de, Adil’in öğrenmesi de ilgimi çekmiyor. Gazı kaçmış gazoz misali oldu konu. Heyecanı yok, tadı yok. Esme ile mesela Eleni’ye hiçbir sahne hayal etmiyorum. Çünkü ortada bir karakter yok. Esme’nin kızı böyle olmamalıydı. Adil ile de etmeme gerek yok. Zaten bu tarzda sahneleri aşırı dozda var.
Bu hikaye bugün bana verilse bir yolunu bulur hikayeyi resetlerdim sanırım. Eleni’yi Esme’nin kızı olmaktan çıkarırdım büyük bir zevkle. Kayıp bir Koçari bebeği yapıp Adil’e verirdim. Kayıp kardeş, bilmediği başka kadından kızı, kuzen, hala kızı, amca kızı ne olursa…
Adil’e de kızdığım çok nokta var da nereden başlasam bilmiyorum. Kimsenin acısını küçümsemiyorum. İki aile de büyük acılar çekmiş. Ama dizinin başından beri Adil elindeki kan sırası borcunu kullanıp ceza kesip duruyor ki çoğunlukla başkasının malına konuyor (Adil’in babası Furtuna tarafından iki kişi öldürmüş. Şerif bir kişiyi yani onları öldüren Adil’in babasını. Yani kan davası terazisinde hala Furtunalar bir alacaklı olmuyor mu?) Mesela gerçekten cezalandırmak derdi olsa gidip Şirinum ile pazarlık yapmaz Adil. Çünkü biliyor ki kadın oğlunu koruyacak. Kan dökülmesin endişesi de geçmiyor. Şirinum’dan duygusal manipülasyon ile para hisse tırtıklamak yerine Şerif’i tehdit ettiği gibi öldürse zaten kan davası son bulacak. Oruç da İso da Şerif için gidip adam öldürmez. Furtuna tarafı temizlenir. Oruç ve İso Adil’i hapiste de öldürtmez. Adil ve Şerif’i denklemden çıkarırsan kan davası bitiyor zaten.
Adil’in ceza kesmeleri de sinir bozucu. Sen kimsin ki adaleti sağlıyorsun? Adalet daha suçun şahsiliği nedir onu bile bilmeyen cahil birine mi kaldı? Hırsından acısından öfkesinden çaylık yakan o serseri genç hala Adil. Fakat oğlu ve kocası öldürülen Şirinum bunu yapsa Koçariler’de ne çaylık ne mal kalırdı. Adalet Adil’in ağzına yakışmadığı gibi “bre cahil sen kimsin de ceza kesiyorsun?” diye kimsenin sormaması da sinir bozucu. Orta terk olmasından değil Adil’in cahilliği yanlış anlaşılmasın. Öğrenim görmeyen ama dünya algıları ve düşünce dünyası öğrenmeye açık, dimağı açık insanlar vardır.
Fakat Adil adalet sağlayacak bilgeliğe ve düşünce dünyası zenginliğine sahip olmayan, ailesinin parasıyla geçinip orada burada racon kesen bir serseri. Gençken neyse sonra da aynı şekilde takılmış. Bunun için mesela Oruç’tan aldığı şeyi almak şöyle dursun, dil uzatmaya bile hakkı olmadığını idrak edemiyor. Çünkü hayatında hep aile parası yemiş, kendini geliştirmemiş ve öyle bir şey için emek harcamamış.
Bir de Esme için karım deyip durmasa keşke. Karın olsa Şerif Esme ile evlenemezdi Adilcim. O iş öyle kolay olmazdı. Boşanma davasıdır, boşanmadır uğraşmadan evlenemezdi. Esme resmen bekar olduğu için kolayca tehdit edip evlendi Şerif. İşin biraz gerçekçi yanından bakalım. Zengin Koçari ailesinin serserim boş gezen oğlu düşman köyden, o düşman köyün beyinin evine temizliğe giden fakir kıza aşık oluyor. Çok uğraşmamak için adam gibi reşit olmasını bekleyip resmi nikahla evlenmek yerine, en başını ağrıtmayacak yolu seçiyor. Sonra da yine resmi nikah kıymadan kaçıp gideceklerken yakalanıyor.
Bir de başı derde giriyor kızı ortada bırakıyor. Hiç öyle istemedi hapse girdi filan demeyin. Adil Esme’ye neler yapılacağını bilmiyor muydu? Babası nasıl adam bilmiyor muydu? Duymuştur veya tahmin ediyordur. Resmi olarak bekar ve düşman ailenin oğluyla birlikte olmuş Esme’ye ne olacağını sanıyordu? Bu arada dizide yine erkek karakter övmek adına altı doldurulmayan şey Esme’nin ilk bölümdeki o öfkesi oldu. Çekti vurdu kadın. O öfkenin altı doldurulmalıydı. Fakat erkek karakterimizi hep övelim, onun öfkesi tepkisi tek derdimiz olsun telaşıyla bu da yazılmadı tabii.
Neyse bu kadar yeterli sanırım. Deniz taşar mı bilmiyorum ama seyirci olarak sabrımız taştı taşacak.
Çağla Çelik


