Bilim Kurgu, dram ve romantizmin muhteşem bir şekilde harmanlandığı, Morten Tyldum’un imza attığı bu muhteşem film 22 Aralık 2016’da vizyona girmişti.

Eminim ki ismini duyup izlemeyenler, sinemasına gelmemiş olanlar veya filmden hiç haberdar olmayan birçok kişi vardır. Sizin de benim gibi bu filme, geç de olsa kavuşmanızı ve listenize güzel bir film eklemenizi umuyorum.

Filmimiz içinde 5000 yolcusu ve 255 mürettebatı bulunan Avalon adlı uzay gemisinin, Dünya’dan Homestad II adlı gezegene 120 yıl boyunca sürecek olan uzay yolculuğunu konu ediyor.

Uzay gemisini yapan şirketimiz, içinde bulunan tüm insanları gerekli işlemlerden geçirerek bir kış uykusuna yatırıyor ve 120 yıl sonra uyanmaları için ayarlıyor. Peki ya olmaması gereken bir şey olup, bir yolcu normalden 90 yıl erken uyanırsa?

Etkileyici ve enteresan konusuyla filmimizin başrollerinde Chris Pratt(Jim Preston) ve Jennifer Lawrence(Aurora) yer alırken filmi izlediğimiz de ne kadar doğru bir tercih olduklarını ve bu rol için biçildiklerini tereddütsüz anlıyoruz.

Çok fazla spoiler vermeden biraz girişinden, biraz ortasından çalıp çırparak filmimiz hakkında biraz daha bilgi vermek istiyorum.

Filmimizin ilk yarım saati, gemi de bilinmeyen  bir arızadan dolayı uyku tüpü bozularak erken uyanan Jim Preston’u anlatıyor. Olması gerekenden 90 yıl erken uyanmışsın, gemi de Barmen Android Arthur’dan başka hiçbir insan yok ve kafayı yemek üzeresin. Sen ne yaparsın?

Jim Preston’da hepimizin yapacağı gibi gemi içinde zaman geçirmeye çalışarak; yüzer, spor yapar,içki içer ve gemimizin sayısız imkanını kullanır. Fakat yakışıklı makine mühendisimiz bu yalnızlığa sadece 1 yıl dayanabilir. Ki ben olsam 3 ay anca dayanırım. Düşünsenize her gün aynı yemeği yiyor, aynı kişiyle konuşuyor( ki insan olmadığını hatırlatalım), aynı şeyleri yapıyorsunuz. Psikoloji alt üst.

Bunca zaman çözüm bulamadı mı diye de düşünmeyin. Makine mühendisimiz her yolu denemesine rağmen uyku tüpünü tamir etmeyi başaramıyor ve umutları kesiliyor.

Ta ki Aurora’yı görene kadar.

Güzel ve ünlü yazarımız Aurora’ya tutulan, ona aşık olan genç ve yalnız mühendisimiz, onun hayat hikayesini içeren videolarını izleyip iyice ondan etkilenir ve hayatını değiştirecek bir karar vererek, onu da uyandırmak ister. Yani bir bakıma Aurora’nın gelecekteki hayatını çalar.

Bir çoğumuz Jim’in cidden ondan hoşlandığı için mi yoksa yalnız başına yıllar boyunca kalmayıp ve sadece güzel ve ünlü olduğu için mi Aurora’yı uyandırdığını bilmiyoruz. Bu konuda biz film severler kutuplara ayrılmış bulunmaktayız.

Tabi bundan Aurora’nın haberi yoktur. Kendisinin de bir arıza sonucu uyandığını düşünür. Onunla beraber uyanan bu insanın onun kader yoldaşı olduğunu düşünmesi kaçınılmazdır ve Jim’in büyüsüne kapılır.Peki ya bu ne zamana kadar sürer?

90 yıl boyunca 2 kişi, bir gemide, tek başlarına yaşayabilir mi? Geminin imkanları kaç yıl bu ikiliyi idare edebilir?

Asla “uyku tüpü bozulmaz” denmesine rağmen, gemideki hangi arıza buna neden olmuş olabilir? Bu arıza 5000 kişinin hayatını tehdit mi ediyor?

Aurora ve Jim’in geri kalan hayatı nasıl biçimlenir?

Aklımız da bir çok soru, tahmin edilmesi güç cevaplar var.

Bilim kurgu,aşk,dram,romantizm,macera.. Bir çok türü kendi içinde barındıran Passengers, bize harika bir görsel şölen sunuyor. Kullanılan efektler ve oyunculuklar harika, bir o kadar gerçekçi,olay örgüsü efsane..

Eğer bu yazıyı okuduysanız ve zamanınız da varsa hiç beklemeden buyurun Passengers’ı izlemeye. Çünkü filmin bitişinde ağzınız da muhteşem bir tat, kalbinizde tarif edilemez duygular bırakacak.

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz