tds_thumb_td_300x0
Goblin: Azrail’in Aşkı!

Bu aşk asla alınmaması gereken ikinci el yeşil bir yüzüğün Sunny tarafından alınması ile geçmişe uzanan bir aşk hikayesinin kapılarını bize açıyor. Sunny ve Azrail…Adını bile bilmeyen geçmiş hayatında işlemiş olduğu büyük bir suç nedeniyle ikinci hayatında Azrail olarak görevlendirilip cezalandırılan bir ölüm meleği… Aşkın en saf en çocukça yanı belki de.Birgün bir yüzük tezgahının önünde durup bir yüzüğe bakar ve orada yine aynı yüzüğe bakan ve onu alan Sunny’e aşık olur. O yüzük ise geçmiş yaşamlarındaki aşklarına tanık olan bugüne kadar eski sahiplerini bekleyen eski kral Wang Yeo’nun çok sevdiği ama ölümüne sebep olduğu eşine hediye etmiş olduğu yüzüktür. Yani Azrail’imizin geçmiş hayatındaki eşi olan Sunny’e hediye ettiği yüzüktür.

Başlarda tüm saf,eğlenceli haliyle izlediğimiz bu aşk zamanla geçmişin aydınlanması ile acı dolu bir geçmişin gölgesinde kaldı. Geçmisin yükü ile dolu bir aşk hikayesiydi. Sunny’in Goblin’in kardeşi çıkarması ile başlıyor. Azrail geçmiş yaşamında çok genç bir kral olması nedeniyle bazı kötü adamlarin verdiği fikirleri uyguluyor. Hem eşinin hem de ağabeyi olan çok başarılı ve halk tarafından sevilen komutan Kim Shin’i (Goblin) ölümüne sebep  oluyor.Yaşadığı acılara dayanamayıp üstüne kendisine verilen zehirler sebebiyke akıl sağlığını kaybediyor.Ve eşinin kıyafetlerini alıp sokaklarda dolaşması ile devam eden süreç sonunda hayatı son buluyor. İkinci yaşaminda ise Azrail olarak görevlendirilip Tanrı tarafından cezalandırılıyor. Sunny ise bir insan olarak ikinci hayatina başlıyor ve bir tavuk dükkanı işletiyor hayatının aşkını aradığı bu dönemde Azrail’imize kapılıyor. Her şeyin ortaya çıkması ile Azrail’i asla affedemiyor.

.

Bu aşk hikayesinin her anında hüzün vardı.Birbirlerini çok sevmelerini rağmen geçmişi üzerlerinden atamadılar.Ayrıldıktan yıllar sonra Sunny öldüğünde Azrail’in yanına gitti.Ve Azrail sevdiğinin elini tutup  Tanrı’nın yanına uğurladi.Üçüncü ve son hayatlarında ise onları bambaşka inananlar olarak ve mutlu bir hayat yaşayarak gördük.Bu yetmedi ama en azındam onları mutlu bırakabildik.

 

Ufak Tefek Cinayetler 37. Bölüm: Scarlettsız…

Aslıhan Gürbüz’ün yaşadığın rahatsızlık nedeniyle bir süre olamayacağı Ufak Tefek Cinayetler’in Merve’siz yayınlanan ilk bölümüne şöyle birlikte bir göz atalım.Buradan da Aslıhan Gürbüz’e geçmiş olsun dileklerimizi iletip bir an önce ekranlara dönmesini sabırsızlıkla bekliyoruz.
Scarlett’sız Rhett nasıl eksik ise bize tanıtılan Kerim’in de Merve’siz öyle olacağını düşünüyorduk.Ama Merve’nin sessizce ortadan kayboluşu ile birlikte Kerim’in buna hiç tepki vermemesine oldukça şaşırmış bulunuyorum.Zira bize tanıtılan Kerim Merve’yi bu denli merak etmeden duracak bir karakter değildi.

Kırmızı arabanın tüm Sarmaşık önünde Kerim tarafından parçalanmasına rağmen bunun bir gecede üstünün kapatılmasına,Oya ve Kerim’in yemeğinde Oya’nın bu mevzuya hiç değinmemesine anlam veremedim.Her anlamda garip karşıladığım bir bölüm olmakla birlikte kendimi başka bir dizi içerisinde gibi buldum.

Merve olmadan Ufak Tefek Cinayetler’in de olamayacağı olsa da asla eski enerjiyi yakalamayacağını bize açıkça gösterdiler.Sarmaşık genel itibariyle her şeyi unutan yok sayan bir yer olarak hep gösterildi ama Kerim’in arabayı parçalayışını Serhan’a bir kişi bile nasıl haber vermedi? Yemek sahneleri neden bu kadar çok yazılıp neredeyse tüm bölümler neden hep yemek masasında geçiyor? Neden tüm sırlar yemek yerken ortaya dökülüyor? Senaristin bu yemek takıntısı nedir? Eski aksiyon ve merak uyandırıcı Ufak Tefek Cinayetler nerede? Açıkçası soracak cok soru ama cevap alacak bölümler ve kişiler tabi ki karşımızda yok.Bu duruma üzülmekle birlikte gidişat da bekleyip göreceğiz.Gelelim Emre mevzusuna akıllıca manevralarla eteğindeki taşları ortaya döktü ve bize de kendini Merve’siz Ufak Tefek Cinayetler’in ilk bölümünde zevkle izleten tek karakter oldu.Pelin ve Emre’nin geçmiş ilişkileri de bölüme renk katan tek detaylardı.

Oya ve Kerim yemeğine dönersek orada belli ki Kerim’in amacı Oya’dan bilgi almaktı bunu da yapabildi mi ya da kendi istediği bilgilerin ip uçlarına ulaşabildi mi bilemiyorum.Cinayete ilişkin bir takım konuşmalar geçse de tatmin edici merak unsurunu kanımca veremedi.
Senarist bu hafta Merve’siz olamamış olan Ufak Tefek Cinayetler’in umarım birkaç bölümünü biraz oldurmaya çalışır da izleyenler nefes alacak aralığı bulurlar.

,”Gelsin, hayat bildiği gibi gelsin
İşimiz bu, yaşamak
Unuttum, bildiğimi doğarken
Umudum, ölmeden hatırlamak…”

Ufak Tefek Kırık Bir Aşk Hikayesi: Merker

“Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim
uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık
etmiş olmasalardı eğer…”

Can Yücel bir avuç içini özlerken sevdiğinin onlarda birbirlerini özlüyorlar ama bunu ne acıdır ki kendilerine bile söyleyemiyorlar. Söyle sevgilim eğer gitmeseydin güler miydi gözlerin? Merve yaşlı gözlerle Kerim’e bakarken gözleri onun acısını ele veriyordu. Dili onu kovarken kalbi kalmasını istiyordu.Kendileri bile bunu kabul etmezken çoktan bu aşk Sarmaşık’ı yakacak cinsten küllerinden doğuyordu. Kerim ve Merve… Acı bir gençlik hikayesi, en saf haliyle yaşanmış ama yarım kalmış kırık bir mazi…

Ne büyük bir oyundu bu, ne acıydı ki şu an bir savaş başladı. İkisi de birbirini o kadar iyi tanıyorki neyin canlarini yakacağını biliyorlar. Kerim’in yoldaşı ,yalnızlığını tek paylaştığı varlık olan köpeklerinin önce alınması daha sonra Kerim’in kırmızı arabayı görmesi ile şekillenen ve ardından mahzun gözlerle sevdiği kadına “Bunu da mı yaptın bana?” Diye sorduğunda Kerim oradaki “da ” bağlacı çok şey anlatıyordu. Merve ne yaparsa yapsın bu kadar onun canını acıtamazdı bunu ikisi de biliyordu. Nitekim Kerim intikamını da herkesin önünde aldı. Arabayı dağıtırken keşke bize yıllar onceden çıkıp gelen Merve gibi Kerim de gelseydi. Bunu çok isterdim güzel bir paslaşma yaşanırdı eminim. Geçmis ve şu an çatışması Merve üzerinde güzel işleniyor bunun Kerim’e de uyarlanması zevk dolu sahnelere dönüşebilir.

“Bunu da mı yaptın bana?” Bu Kerim’in bölümdeki en acı cümlesiydi ama geçmişten gelen Merve’nin “Yakalım canını hadi!” İle gelen ve “Ben çok ağladım Kerim için yeter!” İle devam eden cümleleri ise hem üzücü hem de merak uyandırıcı cinstendi. Merve Kerim’in canını Sarmaşık’tan gidip başına bela olmasın diye mi yakıyordu yoksa içindeki aşka yenilmekten mi korkuyordu? Geçmişte bu kadar acı çekmesine rağmen sadece maddiyat için mi Kerim’i terk etti? Merve zaten varlıklı bir aileden gelmesine rağmen neden bu denli maddiyat isteğinde?

Serhan’dan ayrılırsa etrafında kimse kalmayacağını düşünüyor bir nevi doğru olan bu düşüncede neden Serhan üzerine bu kadar odaklı? Merve bu haldeyken ailesi nerede? Merve hakkında neredeyse hiçbir bilgi sahibi değiliz.Oyle bir karakter düşünün ki önü ve ardı sadece soru işaretleri ile dolu ve şu anı dışında hiçbir bilgi sahibi olunamayan…

Evet, Merve ile ilgili hiçbir şey bilinmiyor ama onu şüphesiz onu en iyi şekilde tanıyan kişi Kerim. Temennim odur ki Kerim ile birlikte Merve’nin hayatına dahil oluruz. Onu daha iyi tanır ve daha iyi anlarız. Merve sevgisini belli edemeyen bir karakter bunu Edip olayı ile birlikte anladık. Edip’in ölümü ile en sevdiği çiçekleri kimse bilmezken gidip mezarına ekti. Keşke yaşarken de ona olan sevgisini biraz belli etseydi diye düşünsek de Merve’nin sevgisini gösteremeyişini sevgi görmeye alışık olmadığına yoruyorum. Tek gördüğü sevgi karşısında da çocuklar gibi mutlu bir Merve bize sunuluyor zaten. 18 yıl önce gördüğü tek sevgi onun son sevgisi,en büyük acısı olmuş.
Ayrılık bazen isteyerek bazen ise zorunluluktan olur. İstemeyerek her gidenin kalan kadar canı yansa da en büyük keşkelerle, pişmanlıklarla,bunun yüküyle savaşmak gidene daha büyük acılar yaşatır.

“Ah be scarlett…”

“Ben sana hep üşüyordum,
Çünkü kıştım.
Nakıştım, bakıştım.
İnkar etmiyorum da bunu,
Seni sevmek gibi büyük işlere kalkıştım.
Ve lütfen inkar etme;
Sana en çok ben yakıştım.”

Özdemir Asaf

error: Korunan İçerik!