tds_thumb_td_300x0
Korkmalı Mıyız? | MetaVerse & Upload

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz kavramlardan biri olan “meta” hayatımıza hızla girmiş gibi görünse de, her yeni teknolojide olduğu gibi arkasında görece daha uzun bir süreç var aslında. Kısmen “sanal gerçeklik” olayı ve bu doğrultuda ürünlerin geliştirilmesiyle önü açılan bu dijital dünya, hayatımızın her yerinde. Sahip olduğumuz teknik ve teknolojik güçlerin bu denli çabuk değişmesi, gelişmesi bir noktada ürkütücü olabiliyor elbette. Beni bu yazıyı yazmaya iten şey ise bu konularda öncü yerli içerik üreticisi olan sevgili Barış Özcan’ın son videosu.

Videonun yorumlarına gittiğinizde bir sürü insanın Black Mirror’dan bahsettiğini görebilirsiniz. Bu konudaki en bilindik kurgulardan biri olduğu için hemen akla gelmesi tabii ki normal. Ancak benim ondan önce düşündüğüm başka bir dizi olmuştu. Daha önce bölüm bölüm yorumunu yaptığımız, Amazon yapımı Upload. Özcan’ın videoda bahsettiği geleceğe yönelik ihtimal ve öngörüleri, mevcut duruma en yakın işleyen ve bunu keyifle yapan bir iş.

Takip etmekte zorlandığımız ve kimi zaman farkında bile olmadan günlük yaşamımızın bir parçasına dönüşen bu tarz yenilikler nelere sebep olabilir, gücü elinde tutan kişi ve/ya kurumlar kimler, seyirci olmak dışında neler yapabiliriz/yapmalıyız gibi sorular artık sık sık gündemi işgal eder vaziyette. Biraz üstüne düşünmek ya da görmeye alışık olduğumuz sıradan içerikler dışında bir şeye zaman ayırmak isterseniz önce videoyu, sonra da bahsettiğimiz diziyi izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz. Görüşmek üzere!

Dexter New Blood: Karda Yürü, İzini Belli Etme

Dexter New Blood yayınlanmaya başladı. New Blood da yine showtime’da yayınlanıyor ve 10 bölüm sürecek. Henüz iki bölüm yayınlandı. Ülkemizde de Bein Connectte yayınlanıyor.

Eski dizi ve filmlerin dönüş furyası çok yaşanıyor bu aralar. Ama özellikle Dexter çok iyi bi dönüş yaptı bence. Yani izlemeye değer mi? Kesinlikle evet. Ama bu seriyi kimler izleyebilir önce çok sorulan bu soruyu cevaplayayım.

Bi kere bu yeni bir mini dizi gibi geçse de 8. Sezon yani finalden sonraki olaylar ile çok bağlantılı. Yani diziyi 4. Sezonda bıraktıysanız ya da diğer sezonları da izlemiş ama finali izlemediyseniz mini diziyi anlamanız biraz zor ya da spoiler yemeyi göze alacaksınız.

New Blood, çok sert geçecek ve çok kaliteli bi mini seri izletecek bize. Bu seri ile ilgili en önemli olay bence her şeyden önce ilk 4 sezonki showrunner’ın dönmüş oluşu.

İlk 4 sezonun kalitesini hissettirecek bu sezon bence. Özellikle de üçlemeci katil sezonu bence tv tarihinin başına gelen en iyi sezonlardan biridir. O sezon finalinden sonra uzun süre ekrana bakıp kalmıştım. İnanılmaz bir şeydi. Şimdi mini diziyi de aynı yazarın kaleme alması tabii ki umut veriyor.

Etkilendiğim bir diğer detay da kış atmosferinin diziye bu kadar yakışması. Ben normalde Dexter’ın Mimami’de geçmesine aşık biriydim. O sıcağı hissetmek, bir yanda Dexter’ın soğukkanlı cinayetlerini izlerken biryandan da gündüz büründüğü o yazlıkçı insanı izlemek  nefes aldırıyordu diziye. Ondan bu kara kış başta farklı geldi ama çok yakışmış bu kış atmosferi de. Gerçekten sert geçecek bir sezon olacağa benziyor. Dexter için de izlerini karda gizlemek daha zor olacak gibi. Karda yürüyüp izini belli etmemek böyle bir şey mi göreceğiz.

Dexter, bu yeni yerde kendini Jim diye tanıtmış. Kimse Dexter Morgan’ı tanımıyor. Bulunmamak için bu yolu seçmiş ama sosyal medya çağında tabii gizli kalamıyor ve Harrison, Dexter’ı bir şekilde buluyor.

Ben bir de Harrison ve dexter ilişkisine hayran biri olarak, mini seride Harrison’ın dönüşüne çok sevindim.

O ikiliyi izlemek güzel olacak. Bir de Harrison da Dexter’ın kaderini yaşadı Rita konusunda biliyorsunuz. Dexter hep tereddüt ediyordu kendisine benzeyecek mi diye? Sonunda onun cevabını alacağımız bir sezon izleyeceğiz gibi duruyor. Harrison büyüdüğünde nasıl biri oldu, göreceğiz.

Bir yandan da babasının hayaletinin yerini, Debra almış. Dexter yine kafasının içinde seslerle yaşıyor bu kez Debra. Bunu da çok beğendim. Yine görmeyi özlediğim bir ikiliydi.

Bir de Hannah görünecek mi onu çok merak ediyordum. Bunun cevabını aldık ama spoiler olduğu için şimdi söylemiyorum.

Hatta spoilerlı yorumlarıma da başlayabilirim ama öncesinde şunun altını bir daha çizeceğim. Dexter’ın finali pek de beğenilmemişti biliyorsunuz. Gerçi Game of thrones’un finalini izledikten sonra ben öpüp de başıma koydum Dexter’ın finalini ama neyse. Michael C Hall’a göre mini seri, finali telafi edecek. Michael C Hall demişken, o da yıllar sonra yine o kadar iyi Dexter olmuş ki. Yine müthiş. Hiç ara vermemişiz gibi eski Dexter havasını çok iyi hissettirdi.

Ayrıca, Dexter’ın uğraşacağı kişi de Üçlemeci katil gücü ve etkisi sezdim ben. Çetin bir sezon olacağı izlenimini de oradan aldım. Bence baya başarılı bölümler bekliyor bizi. Sırf özlemden değil de yeni bir dizi olarak da heyecan duydum ben bu işe.

Şimdi biraz spoilerlı yorumlar vereceğim. Henüz izlemediyseniz yazıya devam etmeyebilirsiniz.

İlk bölümde Dexter’ı Jim olarak yeni bir hayata başlamış, karanlık yolcudan kurtulmuş, Debra’nın ölümünden sonra yıllardır kimseyi öldürmemiş olarak gördük. Dexter yanı ile sadece kafasının içinde Debra ile konuşurken yaşayan onun dışında kim olduğunu geride bırakmış biri yani artık. Hatta polis sevgilisi var. Silah ve bıçak satan bir dükkanda çalışıyor. Ki bu inceyi de sevdim.

Yani seri Dexter değişmiş gibi başlasa da bölüm sonunda onu o kadar çıldırtan biri ile karşılaşıyor ki yani Miami’deyken olsa tam arayacağı türden bir av ayağına geliyor. Birkaç defa öldürmemeyi başarıyor ama o adam Dexter için özel olan bir beyaz geyiği vurunca, Dexter için bu son damla oluyor ve Jim gidiyor yerine Dexter Morgan geliyor.

Öldürdüğü adamın babası ise oldukça güçlü biri ve oğlu ile sorunları olsa da oğlu kaybolunca onu aramak için her şeyini ortaya koyuyor.

Yani üçlemeci katil ve Dexter arasında izlediğimiz savaşı andıracak bir sezon geliyormuş gibi hissettim ben bu yüzden. Ki üçlemeci katili de bu sezon bir bölümde hayal olarak göreceğiz.

Kısaca nereden bakarsanız bakın iyi bir iş olduğunu şimdiden belli ediyor.

Sizin de yorumlarınız varsa bizimle paylaşabilirsiniz. Önümüzdeki 8 bölüm için şimdiden herkese iyi seyirler!

SpiderMan: No Way Home Fragman Yorumu!

Spiderman No Way Home’dan yeni fragman yayınlandı. Daha doğrusu Sızdırılınca apar topar yayınlanan  fragmandan sonra uzun zamandır beklediğimiz resmi fragman yayınlandı. Daha yayınlanalı 24 saat olmadan 10 milyon izlenmiş bile. Filmi düşünemiyorum.

Şimdi en çok merak edilen eski Spiderman konularından önce fragmanda ne izledik kısaca bahsedelim. Bildiğimiz konunun bir özetini görüyoruz aslında başta. Önceki filmde Peter’ın kimliği açığa çıkıyordu. Mahallemizin Spiderman’i için belli ki bu meşhurluk çok zor oluyor. Bunu tersine çevirmek için Strange’den yardım almaya gidiyor. Ancak May hala, MJ ve Ned’in de kendisini unutacağını anlayınca vazgeçmek istiyor ve o an ki karmaşa Strange’in büyüyü yanlış yapmasına yol açıyor. Sonrasında da paralel evrenlerin kapısı açılıyor.

Tabii zaman ile oynamak burda seçilmesi gereken yol mu Strange neden kabul ediyor oralar biraz tuhaf karşılanabilir. Sonuçta Strange’in görevi zamanı korumakken Peter neden bir istisna oluyor bilmiyırum ama Iron Man’in etkisi olabilir diye düşünüyorum. Peter sanki Tony’nin emaneti gibi görülüyor. Strange benim de Iron Man ve Spider Man’den sonraki favori karakterim bu arada . O yüzden Tony’nin boşluğu dolmaz ama onun mentor rolünü kim alsın derseniz kesinlikle Strange’i isterdim. Benedict Cumberbatch iyi ki var ne diyelim.

Şimdi bu filmden beklenti büyük.  Paralel evrenlerin kapıları açılınca içeri  Dr. Octopus ,  Goblin , Elektro , Sandman gibi eski filmlerde izlediğimiz ünlü kötüler doluşuyor. Bu o kadar müthiş bir hamle ki cidden ne diyeceğimi bilmiyorum. Her şeyden ve tüm beklentilerden öte. Filmde diğer Spidermanler olmasa bile eski filmlerde izleyip bayıldığımız tüm o efsane kötüleri tek filme toplamak mükemmel bir olay. Film her türlü çok güzel olacak. O yüzden diğer spidermanler olur da görünmezse bu filmin hakkı yensin istemiyorum.

Diğer yandan, konu tabii ki Tobey ve Andrew’ın spidermanlerinin gelmesine aşırı müsait.

Bi kere tüm bu güçlü kötülerle bizim Peter’ın tek başına şansı yok. Önemli olan savaşlarda hep yanında Tony ve diğer Avengers oluyordu. Yani MJ ve Ned ile kurduğu beyin takımı ve ne kadar güçlü olduğunu bilsek de tek başına Strange yeterli gelmez.

Ayrıca iskeledeki dövüş sahnesinde Peter tek dövüşüyor gibi sadece öyle bi açı gösterilmiş fragmanda ama bu imkansız bence yani o sahneden tek başına sağ çıkmasına imkan yok. Tony Stark’ın ilahi bi güçle müdahale etmesi filan lazım yani.

Üstelik Ned ve MJ kaçırılıp o iskeleye getirilmiş. Burda da eski Spiderman filmlerine göndermeler var. Mary Jane ve Gwen’i de daha önce defalarca böyle izlemiştik. Hatta Gwen’in ölüm sahnesinin neredeyse birebir aynısı var filmde ki sonu öyle olmaz diye düşünüyorum ve umuyorum.

Bu filmde Spiderman’in birini kaybedeceği düşünülüyor bu arada. Sanırım Tom böyle bir yorumda bulnmuştu. May ve Happy sahnesine bakılırsa ikisinden biri ve muhtemelen de May olacak ölen. Sebebi de Goblin olabilir gibi duruyor.

Mj’nin ölmesini beklemiyorum ama o sahne Amazing Spiderman’deki sahneye  çok benzediği için MJ’yi , Andrew’in Spiderman’i kurtarabilir deniyor. Çoğu kişiye göre diğer spidermanlerin filmde olduğunun büyük bir kanıtı o sahne. Bana da mantıklı görünüyor. Özellikle de Andrew’in spiderman kostümlü sızdırılan fotoğrafıı düşününce. Bu fotoğrafa shop denmişti. Ama o fotoğrafta iskele demirleri vardı. Fragmana bakılırsa aynı iskele ve demirler.

Andrew’un sızdırılan ve shop diye yalanlanan bi fotoğrafı vardı. Bu fotoğrafın arka planı iskeleydi. Filmde de iskelede büyük bir savaş sahnesi var. Bu biraz büyük bir tesadüf yani. Böyle bir konu açıp da Spiderman’leri dahil etmeden kapatmak bana pek inandırıcı gelmiyor. Ben başta bu filmde birkaç saniye görünecekler ve bu konu asıl 4. Filmde işlenecek. Spiderverse izleyeceğiz diye düşünmüştüm. Bu bana en mantıklı gelen teoriydi. Ama tabii hiçbir resmi açıklama yok hatta tam tersi yalanlıyorlar her fırsatta. Zaten varlarsa muhtemelen filme gidemeden hepimiz sızdırılan sahnelerden öğrenmiş oluruz 17 Aralık’tan önce.

Böyle bir yazı kaleme alıp da favori Spiderman’imden bahsetmeden geçmeyeyim. Benim favorim Tom Holland. Birçok kişide Tobey’nin yeri ayrı belki çizgiromanlara da en uygunu odur, olabilir ama ben  MCU’da yaratılan atmosferi daha çok sevdim. 2000’lerin Spiderman film üçlemesi kaliteli bir seriymiş bir lafım yok ama Spiderman’i Iron Man ile izlediğim Marvel Evreni ve Tom Holland’ın yorumu daha çok sardı beni. İkinci favorim de Andrew Garfield. Yani en çok strateji ile dövüşen, zekasını hissettiren Spiderman oydu bence. Onun özgüvenine, Spiderman yorumuna bayılmıştım. Tom Holland’lı versiyonun marvel evrenine dahil olduğu için önceki spidermanlerden çok farklı bir yorum izlemek orijinal geliyor. Yani Uncle Ben’in ölümünü artık üçüncü bi versiyon daha izlemeye gerek yoktu. Orijinal spiderman’i bir sürü versiyonla izledik ezberledik. Onun yerine Marvel evreninde Tony Stark ile baba oğul olarak izlemek çok daha farklı ve iyi geldi. Ki Uncle Ben gibi onu da keybettik zaten.

Benim bu kadar heyecanla beklediğim ilk Spiderman serisi Tom Hollandlı seri oldu açıkçası. Özellikle No Way Home da bunun hakkını yine fazlasıyla vereceğe benziyor.

Kulüp 1. Bölüm Yorumu! | Mathilda

Herkes konuya hakim olduğundan direkt başlayacağım. Başlangıçta diziye adapte olmakta biraz zorlandım, hatta dakikalarca atmosferin dağınıklığını düşündüm. On dokuzuncu dakikadan sonra ise, dizi daha ferah hisler yaymaya ve ana hatlarını oluşturmaya başladığı için daha kolay akmaya başladı.

İlk izlenim olarak Rachel hakkında onlarca kötü düşüncem var ama hem önyargılı olmamak adına hem de karakter gelişim sürecini en net göreceğimiz karakter olacağını bildiğimden şimdilik bunları sıralamayacağım. Sadece ailesiz büyüdüğü için yaşadığı sevgisizliği çığlıklarıyla dışarı vurduğu sahnede eş zamanlı olarak nezarethane parmaklarına vurmamasını dilerdim. O ısrarlı sürdürme sahneyi güçlü veya etkili olmaktan çıkarıp tamamen rahatsız edici hale sokmuş çünkü. Yanındaki diğer tutuklu ne zaman bi tokat çarpmaya veya boğmaya kalkışacak diye bekledim açıkçası.

Yüz olarak role uygun bulduğum Gökçe Bahadır’ın oyunculuğunun pek sevdalısı değilim ama performansı rahatsız etmedi. Aksan konusunda ise yeterli aşinalığım ve bilgim olmadığı için yorum yapmayacağım, bilenler buyursun. İlk bölümü baz alarak konuşursam, benim için yıldız isim Fırat Tanış’tı. Harika giymiş karakteri, hemen sinirlenebiliyor veya nefret edebiliyorsunuz. Akabinde, daha önce de söylediğimiz gibi Salih Bademci’nin geç de olsa hak ettiği ilgiyi ve takdiri görmesi elbette çok mutlu edici. Kırk üçüncü dakikada başlayan şölen sadece mekandakileri etrafına toplamakla kalmayıp izleyicilerin de dikkatini kazanmış/mest etmiştir eminim ki.

Dizide yapaylık olarak adlandıramadığım ancak ona benzer hissettiren bir şey var ve çoğu sahneye hakim ancak bu belki alışık olmadığımız bi dönemi izleyişimizden kaynaklanıyordur diyor ve haksızlık etmemeye çalışıyorum. Sahneler demişken, baştaki şoför hikayesi sekansını inanılmaz cringe buldum maalesef, umarım bu konuda yalnız değilimdir. Rachel’i hem karakter hem de oyuncu açısından zaten hiç sevmedim ama Barış’tan da itilmek istemem, bakalım. Şimdilik baya yüzümü ekşittirdi.

Dizinin klasik geçmiş sırlar, acılar, ilişkiler taşını barındırması dışında, Selim Songür unsuruna sahip olması çok çok iyi olmuş. Klişeler iyi işlenecek olsa dahi yanında ilgi çekecek başka ana konular bulunması her zaman artıdır. Görsel açıdan, kostümler ve dekora herkes kadar bayılmadım. Daha doğrusu abartılacak hiçbir şey göremedim.

Dizi, ilk anlarda oluşan olumsuz izlenimleri benim için telafi etti diyebilirim. En azından ikinci bölümü açmak için gereken motivasyona sahibim. Kime n’olacak acaba diyorsunuz bi, malum karakter bol. Zaten hiçbir şey olmasa kadrosu için şans verilir devamına. Hadi görüşürüz öyleyse!

Alışılmamış Bir Lise Draması | Elephant

Klişeden uzak, son derece etkileyici ve çekim-kurgu tarzıyla kesinlikle akılda kalıcı bir yapım Elephant. Eski bir yapım olmasına rağmen (2003), benim gibi daha yakın tarihe ait filmleri seven bir izleyicinin bile sıkılmadan izleyeceği kadar ilgi çekici. Başlangıçta bir şaşırıyorsunuz, sonra ise işler heyecanlı hale geliyor.

Akran zorbalığı, anoreksiyaAnoreksiya, ebeveyn-çocuk ilişkisi, cinsel kimlik sorgulaması gibi pek çok ‘gerçek’ ve hassas noktaya olabildiğince sakin ve alelade hissi yaratan bir üslupla değinen bir lise filmi izliyoruz. Dolayısıyla, pek çok gencin bağlantı kurabileceği, tanıdık hissedeceği sahnelerle dolu aynı zamanda.

İzledikten sonra yaptığım küçük çaplı araştırmada, filmin ilham aldığı, referans birkaç farklı iş olduğunu bulduğumu da söyleyeyim. Esasında ise gerçek bir olaya dayanıyor ve bir tür belgesel niteliğinde sayılabilir. 7.2 imdb’li filme benim şahsi puanım ise 8 oldu. Toplam süresi bir saat yirmi dakika olduğu için bir şans vermenizi tavsiye ederim. Görüşmek üzere.

error: Korunan İçerik!